Güneş Her Zaman Doğar

0
15

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Ne İstanbul seçimi imiş bu ya say say bitiremediler oyları! 16 gün oldu. Oysa geçtiğimiz seçimlerde ülke çapında pat-pat oylar sayılmış bitmişti ilk birkaç saat içinde… Şimdi say say bitmiyor yalnız İstanbul için bu nasıl bir çelişki? Ama işe yaradı yani bence bilenin bilmeyenin bütün dikkati İstanbul’a döndü. Bu sayede bilmedikleri çok şey öğrendiler şahsen ben deniz de öğrendim bir sürü şey!  Demek ne kadar saf dil yaşıyormuşum? İstanbul hakkında bilinmeyen ne varsa ortaya çıktı, en masumlar, dünyadan bi haber olanlar bile orada olan bitenden haberdar oldu.

Yani bütün özellikleri, güzellikleri, çirkinlikleri, sırları sır olmayanları, zenginliği, yoksulluğu ortalığa döküldü. Şimdiden sonra “oylar çalınmış, mundar olmuş” deseniz bile yüreklerde bu sözlerin karşılığı bulunmaz. Bir oyla bile kazanılan yerler 14 bin oyla mundar olur mu? Bilmiyorum? Ama zaten aklımızın hatta dünyamızın karma karışık olduğu, bu kadar ayrım gayrım yaşadığımız bir zamanımız da olmamıştı? Ancak bu yine çok fazla oldu valla. Eğer ilk günden sonuçlar kabul görseydi iki tarafta bu kadar yıpranmazdı. Diye düşünüyorum saygınlıkları sürerdi ve insanların gözü bu kadar açılmazdı ancak şimdi seçim sonuçları değişse de güven kaybı çok. Ve insanların demokrasiye hak ve hukuka karşı kırık dökük bile olsa beslediği güveni tümden ellerinden almış olurlar ki o zaman hepimize yazık olur. Ancak bizler her şeye rağmen Demokrasinin ve hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ve inancımızı yitirmeyeceğiz.

Bendeniz milyon kez yazmışımdır partizan değilim tuttuğum bir spor takımı bile yok herhangi bir derneğe bile üye değilim ki kendi kendime objektif olabileyim, tarafsızlığımı koruyabileyim, hak ve hukuktan taviz vermeyim diye bir oyum var onu kullanmak ve gördüğüm olumsuzlukları irdelemeden, vicdanıma sormadan, yaşamayım, konuşmayım, düşünmeyim, yazmayım diye.

Soğanın kilosunun 10 TL olduğu, gençliğin bunalımda, işsiz, güçsüz olduğu, işi olanların bile kuşkuyla yaşadığı, her şeyin ve bütün doğru bildiğimiz şeylerin bu kadar hunharca katledilmesi üzerimizde deprem etkisi yapıyor. Oysa her şey çok güzel olabilirdi. Herkes herkesle el sıkışabilir, hayırlı olsun dileğinde bulunabilirdi. Mutlu bir gençlik, mutlu bir ülke demektir ve biz artık mutlu bir ülke değiliz ne yazık ki…

Seçimlerimizin esiri olduk, güneş doğacak ama şimdi değil çünkü şimdi yağmur yağıyor hem de sağanak halinde camlara çarpan damlalar yaralı bereli yere düşüyor sanki onlarda bıkkın! Ama güneş doğacak çünkü güneş hep doğar belki yarın belki yarından yakın.

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlıkla, sevgiyle ve her zaman bütün ayrımlara gayrımlara inat ayrımsız gayrımsız kalalım. Yase

& & & & &

Çocuk Gibi Düşünmek

O gün hava çok kötüydü… Durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu… Küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu… Ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi “Yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?” diye telaşlandı… Arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı… Derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi… Minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu… Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu: “Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?” Küçük kız cevap verdi: “Gülümsüyorum… Çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor…”

& & & & &

Sedef Çiçeği

Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına:  “Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?” Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra kısılmış sesiyle konuşmaya başladı: “Bu adam 50 yıldır bezdirdi hayattan…”

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim. O bilmez. 50 yıl önceydi, o çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye. 50 yıl oldu, bu adam bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.”

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu: “Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Eşimi de orada tanıdım. Sedefleri de. Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu doktora götürdüm. Doktor çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi. O Doktoru pek dinlemedi. Lafım geçmedi. O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: “Gece çiçek sularsan geçer”, dedim. Adak dilettim. Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki.” dedi adam. “Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey.”

Günün Şiiri

Beşinci Mektup

Ayrılık diye bir şey yok.

Bu bizim yalanımız.

Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.

Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

 

Güneş çoktan doğdu.

Uyanmış olmalısın.

Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?

Öyleyse ayrılmadık.

Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

 

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.

Önce beklemekten.

Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.

İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

 

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,

Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini…

Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,

Kanunlara saygı göstermesini,

İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

 

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.

Ya o? Ya o?

İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,

Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,

Saadet bekliyor yaşamaktan.

 

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.

Aradıklarının çoğunu bulamamış,

Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak

Göçüp gidiyor bu dünyadan.

 

İşte yaşamak maceramız bu.

Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak

Ve yaşayıp beklerken ölmek!

 

Özleme bir diyeceğim yok.

O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.

O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.

O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

 

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,

Yaşantımız özlemlerle güzel.

Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.

Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.

Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

 

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;

Seni özlediğim içindir.

Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;

Seni özlediğim içindir.

Yaşıyorsam; içimde umut varsa,

Yine seni özlediğim içindir.

 

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Günün Fıkrası

Temel’in İneği

Temel’in ineği hastalanmış. Hangi veterinere götürmüşse bir türlü iyileşmemiş. Temel biçare bir şekilde düşünürken ellerini açıp Allah’a yalvarmış; “Yarabbi sen ineğimi iyi et, iyi edersen 15 gün oruç tutarım…”

Bu hayvan iki günden fazla yaşamaz diyen veterinerlere rağmen inek iyileşmiş… Bizim Temel 15 gün oruç tutmuş. 16.gün inek ölmüş. Temel ne yapacağını şaşırmış. İnek ölü, havadan 15 gün tutulan oruç… Ellerini açmış: “Yarabbi sen sanıyorsun ki Temel aptaldır, hiç itiraz kabul etmem, ineği kurbana sayar, tuttuğum oruçları da Ramazan’dan düşerim hiç kusura bakma..”

Günün Sözü

Güneşini kaybettiysen sakın gözlerini kapama, yoksa yıldızlarını da kaybedersin.

Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir.
Pascal