Engel Tanımayan ve Kendine Engel Koyanlar Haftası?

0
15

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Artık resmen kış geldi. Ve hava daha çok kirlendi. Yollar ise çamur deryası… En sevdiğim mevsim kış, ancak şimdilerde en engellendiğim mevsim. En sevdiğim şey yürüyüş yapmak ama havanın kirinden, pasından yapamıyorum, kış soğuğunun engelleyemediği yürüyüşümü ne yazık ki kötü kömürün kirlettiği hava engelliyor. En sevdiğim iş resim yapmak ama şimdilerde oda engellendi, bir taraf toz duman, bir taraf alerji, en sevdiğim diğer iş yazı yazmak onunla da başım dertte, elim kalemle küs çünkü dilediğini yazamıyor. Konuşmayı çok seviyorum ama dilim lal engelleniyorum. Ve engellendiğim her şeyi yazsam ki bunun içinde engelleniyorum.

Ve birçok kişi bendeniz gibi hissediyor kendini eminim. Ve biz aslında doğuştan, bir hastalık nedeniyle veya bir kaza sonucu bedensel veya ruhsal bozukluğu olan insanlara engelli diyoruz ancak doğuştan veya kaza nedeni ya da hastalık nedeni olmaksızın da engelli olabiliyoruz. Oldurabiliyoruz ve kendimizi öyle algılayabiliyoruz. Aslında hepimiz engelliyiz aslında ve kutladığımız kendi günümüz. Sonunda engeller hepimiz için. Eğer bedenen bir engelimiz yoksa şimdi ilerde olmayacak demek değildir kuşkusuz, yaşımız, başımız ne olursa olsun. Hepimiz bunu biliriz de başımıza gelmeden anlamayız. Oysa her an, her yerde, başımıza bir şey gelmeyeceğinin garantisi yoktur. Bedenen  engelli doğmadan yalnızca hastalık durumlarında bile engelli olabiliriz bir müddet için.

Ve yatmak zorunda kalırız. Başımızı kaldıramayız, bir bardak su için bile başkasına ihtiyaç duyabiliriz. Hemen hepimiz bu duruma en azından bir iki kez düşmüşüzdür. Bu yüzden duygudaşlık yapabiliriz ve biliriz ki hastalık durumu geçince normal hayata döneceğiz… Bu yüzden duygudaşlık yaparken bunu da düşünerek duygudaşlık yaparsak kendimizi onun yerine daha kolay koyabilir ve birbirimizi daha çok anlayabiliriz  ötekileştirmeden. Ve böylece birbirimizin engellerini en aza indirebiliriz.  Ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için ön ayak olabiliriz. Yeniden dönüşüm projelerinde beden engelli  arkadaşların bütün ihtiyaçları göz önüne alınarak tasarlanabilir… Ve engeller, yalnızca engelliler  gününde konuşulmaz…

Birçok engelli arkadaş için aslında engel yoktur. Çünkü doğa eksik olan uzvun yerine çok zaman başka bir yetenek vermiştir. Ayağı ile resim yapan, ayağı ile araba kullanan, gözü görmeyen ancak gönül gözüyle gören birçok  insan var. Bendeniz için bunlar birer engel değil. Gerçek engel, kendini engelli sanmaktır bendenizce. Ve ne yazık ki bu günlerde engelliyiz tensel ve tinsel olarak.

Kimse kendi annesini babasını seçemiyor, kim doğurmuşsa onun çocuğu oluyor. Ve her şey böyle bir düzenle sürüp gidiyor. Nasıl iki ayaklı iki kollu doğmak normalse iki kolsuz doğmakta normaldir bence.

Bir arkadaşım var. Doğuştan kolları ve bacakları olmayan… Her iki eksiğinin de ayrımında olamadan büyüdü. Kendi etrafında dönmek sandı yürümeyi. Yemeğini elleri olmadan yiyebiliyordu kollarını el sandı. Büyüdü yine kolları elleriydi ayakları sandalyesiydi.

Kendini eksik bulmadı yaşamı boyunca, çünkü yapması gereken her şeyi yapabiliyor, her yere gidebiliyordu. Normalde kimsenin yapamayacağı her şeyi yapabiliyordu. Yüksekokul okudu güzel bir işe girdi, evlendi yurt dışına çıktı kimseye ihtiyaç duymadan. Hatta dağa tırmandı. Ve bu sevgili arkadaşım yaşamını bu şekilde mutlu geçiriyor.

Doğuştan olan eksiklerin dışında sonradan gelen eksikler. Örneğin ben 18 yaşında “pat” dedim yatalak oldum. Yoğun geçen bir çocukluktan sonra yatalak olmak! Dimdik öylece yatıyordum. Göz bebeklerimi bile oynatamıyordum.

Ve sanırım ömrümün en korkunç günlerini yaşıyordum. Bütün temel ihtiyaçlar için birine gereksinim duyuyordum. Ve bu bana çok ağır geliyordu. Ama gayretliydim kalktım eski halime uzun zaman gelemedim ama çok ama çok büyük bir ders aldım hayattan… Bir gün başıma böyle bir şey sürekli gelirse ne yapabilirim öğrendim. Ve bu durumda olan herkesi anlamaya başladım. Başıma gelen korkunç bir şey değildi aksine hayatımı zenginleştiren bir deneyimdi.

Ve düşünüyorum ki herkesin eli ayağı var, ağzı dili varken konuşması yazması yürümesi kolay, önemli olan bunlar olmadan bütün bu işleri yapabilmek işte asıl iş orda.

Aslında bedenen eksik sandığımız arkadaşlarımız aslında bizim yapmadığımızı yapanlardır. Bu yüzden benim için engelliler günü yok, kendine engel koyanların günü var.

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve  sevgi ile  kalalım en azından ayrım gayrım engeli aramıza girmesin hiçbir zaman. Yase

& & & & &

3 Aralık Engelliler Günü’nün Tarihçesi…

1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan etti. Bu kararın ardından BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün “engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istedi. Ve o günden beri, 3 Aralık “engelliler günü” olarak bilinmektedir.

Türkiye’de Engellilerin Durumu… Türkiye’de nüfusun yüzde 12.29′u yani 8.5 milyon kişi engelli.. Erkeklerde bu oran 11.10, kadınlarda yüzde 13.45.

Günün Şiiri

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?

Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?

Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?

Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?

Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?

Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor HUGO

Sanat ve Halk

Kıvançtır sanat, sevinç kaynağıdır,

Fırtınada alev alev tutuşur,

Işığı, aydınlatır mavi göğü,

Sanat görkemidir tüm insanlığın

Gözlerindeki kıvılcımdır halkın,

Tanrının alnındaki yıldız gibi.

Bir şarkıdır sanat, eşsiz bir ezgi!

Gönendirir barışçı yürekleri,

Erkekler kadınlarına fısıldar,

Ağaçlara doğru yükselir kentten,

Bütün insanlar hep bir ağızdan,

Uyum içinde o şarkıyı söyler.

Sanat; insanlığın düşüncesi!

Kırar prangaları, zincirleri,

O tatlı diliyle ele geçirir,

Onundur Tibet, onundur Ren nehri.

Sanat özgür kılar köle halkları,

Özgür halkları ise devleştirir.

Ey güzel ülkem,yenilmez Fransa!

O güzel ezgili şarkını söyle!

Şarkını söyle ve gökyüzüne bak!

Sevinç dolu, derinden gelen sesin,

Umududur bütün bu yeryüzünün

Kardeşliğin halkı, ey soylu halk!

Güzel halkım şarkını sabaha söyle!

Akşam olunca bir daha söyle!

Bilirsin ışıldar işleyen demir,

Aldırma geçmekte olan yüzyıla,

Aşkın şarkısını söyle yüksek sesle,

Ve özgürlüğün şarkısını haykır!

Şarkısını söyle kutsal İtalya’nın,

Toprağa gömülen şu Polonya’nın,

Yüreği kan ağlıyor Napoli’nin,

Macaristan can çekişiyor bak!

Dinleyin zorbalar, şarkı söylüyor halk

Aslanın kükreyişini dinleyin!

Victor HUGO

Günün Fıkrası

Huzurevinde Üç Arkadaş

Huzurevinde arka arkaya gelen ölümlerden moralleri bozuk üç arkadaş aralarında dertleşiyorlarmış. Biri “Azrail’i kandırmak lazım..” demiş.. Öbürleri nasıl, diye sorunca tezini açıklamış.. “Bu Azrail can almaya geliyor ya! Onunla göz göze geldiğimizde bebek taklidi yapalım.. Bunların yaşı küçük, bir yanlışlık olmalı der, çekip gider…” Yaşlılığa ikinci çocukluk demeleri boşuna değil. Bu çocukça fikir diğerlerinin de aklına yatmış… Başlarına kötüsü geldiğinde ne yapacaklarını birbirlerine belletmişler… Aradan zaman geçmiş… Bir gece Azrail, aynı odayı paylaşan üç kafadarı gece yarısı ziyaret edivermiş… Orağını yere tak tak tak diye vurduğunda kafadarların üçünün birden gözleri açılmış… Bakmışlar ki Azrail hazır… Birinden birini, belki de üçünü götürecek… Hemen belirledikleri A plânını uygulamaya geçmişler… Üçü birden bebek taklidi yapmaya başlamış… Biri “Aguuu…” sesleri çıkarırken öbürü parmak emiyor, üçüncüsü de “Mama.. Mama..” sesi çıkarıyor… Azrail bir süre seyretmiş hallerini… Sonra elini gülerek başına vurmaya başlamış: “Attaaa”

Günün Sözü

Engelliler için yaptıklarınızı aslında kendiniz için yaptığınızı unutmayın.

En büyük engel sevgisizliktir.

Şanssızlığa katlanabiliriz çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan, yaptığımız hatalara hayıflanmaktır.
Oscar Wilde

Her şeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım.
Herman Melville

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here