Derviş Olmak…

0
50

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Derviş olmak ne kadar kolay bir şeymiş diye düşünüyorum bu sabah. Etrafta  biraz gezinince, akıllara durgunluk veren olayları, haksızlıkları, vahşetleri ve hiçbir zaman anlayamadığım bir sürü laf kalabalığının anlattığı hiçbir şeyleri okuyunca. İçime bir bıkkınlık geldi aniden… Aslında hiçbir zaman içinde olmadığımı bildiğim bu hayatın, tamda göbeğindeymiş gibi yaşadığımı sandığım için ve bu yalanı bile, bile gerçekmiş gibi algıladığımı hep bilmeme rağmen sanki bugün keşfetmişim gibi sıkılmam da bir garip! Ve bütün bunlar, bu dünyada yaşmaktan vazgeçme eğiliminde olduğumu algılatmıştı, aslında felsefe yapmadan, arkada gözüm olmadan, yalnızca bir derviş olmak ne güzel olurdu. Dervişin yolu tek, düşüncesi tek… Abası tek, lokması tek… Bu yüzden Derviş olup dağlara taşlara yalın ayak kendini vurmak derviş olmamaktan çok daha kolay…

Hiç olmasa böylece yüzüğünü içerde düşürüp dışarıda arayan Nasrettin hoca fıkrasında olduğumun  bilincinde olup bunu sürdürmeye mecbur algılamayacağım kendimi. Fıkrayı  bilirsiniz. Hoca yüzüğünü kaybeder. Ve bahçede aramaya başlar. Komşusu ne arıyorsun hoca diye sorunca yüzüğümü diye yanıt verir; nerde düşürdün? İçerde.  Peki, ama hoca neden dışarıda arıyorsun? Çünkü  içerisi karanlık…

Ve bu sabah bir garip derviş olmak istiyorum! Ve kendi kendime sormadan yapamıyorum… Gezi parkı açıldı her yaştan insan orada  rengârenk çiçeklendi, Ankara’da, Kuğulu Parka kuğular döndü. Bu duruma gelinebilmesi için gencecik insanların ölmesi gözlerini kaybetmesi tacize uğraması dünyanın biber gazının harcanması etrafın savaş alanına dönmesi  siz biz diye ayrılmamız ve dünyanın tepkisini üzerimize çekmemiz mi gerekiyordu?

Hatay Abdullah Cömert’ten sonra şimdide Ali İsmail Korkmaz için ağlıyor. Diğer bütün gezi şehitlerine ağladığı gibi… Sözün bittiği yer demek isterdim ama daha Allah bilir ne kadar sözün bittiği yere gelip tekrar döneceğiz.

Bütün Hatay halkına ve özelikle Ali’nin ailesine Allah sabır versin diyorum nur içinde yatsın sevgili ölümsüz gençlerimiz. Mekânınız cennet olsun. Ne mutlu size ki ölümsüzlük şerbetini içtiniz. Bu kutsal Ramazan ayında… Vicdanlarda “eğer varsa” yara oldunuz. Gezi parkı orda durdukça  sizde rahmetle sevgiyle  ve hasretle anılacaksınız. İçimiz kan ağlarken derviş olmak değil insan olmaktan bile utanır olduk ya. Hadi hayırlısı!

Ve sevgili okuyucularım her zaman önce sağduyu diyorum sabır ve anlayış. Ve şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde hep birlikte kalalım. Yase

& & & & &

ORUÇLU MUSUNUZ, DEĞİL MİSİNİZ?

Şenusi Hazretleri, Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde, “-Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz?” diye sorulunca; “-Ne oruçluyum ne de değilim” derdi.

Oruca niyetli olduğu için “oruçlu değilim” diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ibadetinin hakkını verenlerden saymadığı için “oruçluyum” da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp: “-Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz?” diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi.

& & & & &

Devamlı Oruç

Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh’ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve âlim bir kişiydi, Resulûllah aleyhisselâmın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi âdet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine: “Kocan nerede, hâli nasıldır?” diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki: “Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alâkadar olacak zaman bulamamaktadır.”

Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh’ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, “Hanımın Müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun” dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.

Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah’ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselâm: “Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen?” diye sordular.

Abdullah radiyallahu anh’ın, “Evet, ey Allah’ın Resulü” şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular: “Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibâdet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfatlanır. Bu, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.”

Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh’e az gelmişti. Peygamber aleyhisselâm bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselâm “Bu Davud aleyhisselâmın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz” buyurdular. Bununla beraber Resulûllah aleyhisselâmın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti: “Peygamber aleyhisselâmın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu…”

(Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)

Günün Şiiri

Güzelleme 

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

İşe bak sen gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.

Cemal SÜREYA  

Yazmam Daha Aşk Şiiri 

Oydu bir bakışta  tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan

Cemal SÜREYA

Bu Bizimki

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk ,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice’inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.

Cemal SÜREYA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here