Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde sözde parti içi demokrasiyi çalıştırdığını ifade etmek için “ilçe, il ve genel başkanların kayıtlı üyeler tarafından seçileceğini” söyledi. Bu ifadelerin altında saklanan bir şey var. O da milletvekili, belediye başkanları ve diğer adayların hâkim huzurunda kayıtlı üyelerle yapılacak ön seçimle tespit edilmesi değil de merkez yoklaması ile belirlenmesi… Yoksa yine kayıtlı üyelerce seçilen delegelerin, ilçe, il ve genel başkanları seçmesi antidemokratik bir uygulama değil!
Gerek Özgür Özel ve gerekse diğer siyasi partilerin genel başkanları işlerine gelmediği için bu konuya hiç değinmezler. Yeni yetme gençler de bu durumun parti içi demokrasi gereği yapıldığını zanneder. Parti değiştirmelerin, transferlerin arkasındaki sebeplerden biri de budur. Eğri oturup doğru konuşalım bu durumda yani merkez yoklaması denilen antidemokratik usulle aday tespit edilmesi elbette bir takım şaibeleri de beraberinde getirir. Bunu 12 Eylül öncesi seçimlerinde yaşadık. Parası ile buralardan gidip aday olan kişileri tanıyorum. Ya da ahbap çavuş ilişkileri ile aday olanları… Veya kızını, oğlunu, yakınlarını aday gösteren genel başkanları…

Çünkü merkez yoklaması denilen bu sistem aday tespitlerinin genel başkanlar ve ekiplerinin parti içindeki hâkimiyetlerinin çok uzun yıllar devamını sağlayacak bir sistemdir. Ondan sonra bazıları imtiyazlı gibi 3-5-6 dönem milletvekili ve genel başkan kalacaktır. Bugün yaşadığımız sıkıntıların sebebi de bu yanlışlıklardır.
Açıkçası bu sistemle aday belirlenmesi de bugünlerde sıkça kullanılan “milli iradenin gasp edilmesi” ifadesi ile bire bir örtüşür. O nedenle Özgür Özel’in “parti içi demokrasiyi çalıştıracağız” imajı vererek sadece başkan ve yöneticilerin kayıtlı üyelerle seçileceğini söylemesi bence bir Takiye’den ibarettir. Yalnız başkanların kayıtlı üyelerce seçilmesi, seçilenlerin elinin güçlendirilmesinden başka bir şey değildir. Bu şartlarda seçilen genel başkanlar parti içinde daha da otoriterleşecektir! Asıl olan yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi milletvekili, belediye başkanları ve diğer adayların, kayıtlı üyelerle gerçek manada hâkim huzurunda yapılacak ön seçimle seçilmesidir. Demokrasi budur!
Gelelim Transferlere… AKP’nin 25 yıllık iktidarı döneminde bu millet çok şey yaşadı. Öncelikle “özelleştirme” adı altında Cumhuriyet döneminin tüm kazanımları satıldı. Yüzlerce otoyol, köprü ve şehir hastaneleri gibi yapılar devlet tarafından yapılma imkânı varken ihaleler eşe, dosta, yabancılara ulufe dağıtılır gibi dağıtıldı. Özelleştirme niçin yapılır? Ekonominin düzeltilmesi için. Peki, düzeldi mi? Ne gezer, daha kötüye gitti.

Asgari ücretli, emekli, sade vatandaş aç, sefil. Ama sarayın gözüken günlük masrafının 60 milyon lira olduğu söyleniyor. Sarayda binlerce çalışan ne iş yapar? Milletvekili ve bürokratlara verilen yüz binlerce lira maaş cabası…7-8 yıl öncesine kadar halk iyi kötü başını sokacak birer ev alabiliyordu. Şimdilerde ev ve araba almak hayal oldu. Evi, arabayı bırakın, insanlar kiralarını ödeyemiyor. Kendileri ve çocukları beslenemiyor. Pazarlar bomboş. En ucuz meyve 80-90 lira, et artık halkın ulaşamayacağı bir gıda maddesi…
Ekonomiyi kısaca izah etmeye çalıştım. Böyle sıkıntılı günlerde bir de milletvekili ve belediye başkanı transferleri yapılması, gerilen sinirlerimizi daha da bozuyor. A partisinden seçilen bir milletvekili veya belediye başkanı B partisine geçerken iradenin asıl sahibi olan millete bir şey sormuyor. İşte bunun sebeplerinden en önemlisi de o vekil veya belediye başkanının gerçek manada halk tarafından seçilmemiş olmasıdır. Seçme hakkı halkındır. Oysa adaylar parti genel merkezlerince tespit edilip, halkın önüne konuyor. Halk da noter gibi o seçilen adaya oy veriyor.
Cumhuriyet, halk idaresi ise seçilme hakkı da halkındır. Ama bu şartlarda ya paran çok olacak ya da yukarıda bir dayın… Bunlar olmazsa aday olamazsın. İnsan vardır kendisini halka kabul ettirmiştir, halk için çalışır. Her partilinin amacı bir adaylık olabilir. Paran yoksa yukarıda saydığım sebeplerden aday olamazsın. Çünkü aday olsan bile herkes senin cebine bakacaktır.
İşte o parayla veya hatırla aday olup seçilenler de böyle zamanlarda kolayca parti değiştirebiliyorlar. Benim yaşımda veya bana yakın olanlar “Güneş Motel” olayını iyi bilirler. Milletvekilliği pazarı kurulmuştu. Bugün olduğu gibi… Vekillerin bir kısmına bakanlık verilmişti. Bazılarına ise para verildiği söylendi.

İşte şimdi olduğu gibi transferler yapıldı. Fakat hala yapılan o yanlışlık hafızalarımızda… Transfer lafı milli iradenin satılması anlamına gelir. Tabii her satış para ile olmayabilir. Ancak transferin altında mutlaka bir menfaat vardır. Yoksa bile öyle algılanır.
Şimdi milletin iradesi ile seçilmeyen vekil veya başkanlara aslında milli iradeye saygısızlık ettiğini söyleyemeyiz. Çünkü adamlar millet iradesi ile değil, genel başkanların ataması ile aday olmuş birer memurdur. Memurluk yapanlar bilir. Memurların aday memurluk yani bir staj süreleri vardır. Staj onaylandıktan sonra kadrolu memur unvanı verilir. Şimdiki siyasiler de stajlarını seçildikleri siyasi partilerde tamamladıktan sonra yeni partilerine transfer oldular. Tabii daha iyi şartlarda…
Ne olursa olsun transfer edilen de, eden kadar suçludur. Bugün transfer edilen vekil veya başkan yeni partilerine yarın aynı oyu getiremeyeceklerdir. Çünkü onları seçen her şeye rağmen halktır. Türk milleti de kendi oylarına ihanet eden bu adamlara bir kez daha oy vermez.
Siyasi etik yasası mutlaka getirilmeli, hatta anayasaya koyulmalıdır. Bununla birlikte merkez yoklaması ile aday tespit edilmesinin önüne tamamen geçilmeli, tüm adaylar gerçek manada ön seçimle tespit edilmelidir. İşte o zaman parti içi demokrasi çalışacak, seçilenler parti değiştiremeyecek. Milli irade tecelli edecektir.




