Bayramda Kahveleri Tazelemek!

0
139

1973 yılında içilen kahvelerin hatırı doldu! Tazelemek için hatırını, üzerinden kırk yılın geçmesi beklenmezdi eskiden.. Eş dost, hısım akraba, konu komşularımız tarafından, kırk günde bir veya hiç değilse bayramlarda olsun her yıl tazelenirdi hatırı.. Ya şimdilerde?

Yaklaşık 25-30 yıllık yaş kümelerinin oluşturduğu bireyler tümlüğüne “nesil” deniyor sosyoloji literatüründe.. Artık teknolojide de kullanılıyor.. “Yeni nesil telefonlar” gibi mesela.. Ki kırk günde bir olmasa da hemen her yıl tazeleniyor hatırları.. Hızla gelişen teknoloji, hızla değiştiriyor hatır gönül dinlemeden  toplumların yaşamlarını da.. Bu hızla kısalıyor nesillerin oluştuğu zaman dilimi de.. Kahvelerin kırk yıllık hatırı sürecinde en az iki yeni neslin oluştuğu söyleniyor mesela.. Oluşan yeni nesiller de hızla değişimdeki “bilinmezliğin” ifadesi anlamında “x” ve “y” olarak adlandırılıyor..

Diyalektiğin, “her şey değişir” klasik yorumundan hareketle, nesillerdeki değişimi, “modernliğin tabii sonucudur” anlayışıyla doğal karşılayabiliriz.. Ve fakat bu anlayışa, değişimin gelecekte ne olacağına ilişkin diyalektiğin tabii bir yorumu olan; “gelişmeye yönelik iyi, güzel, doğru veya çürümeye yönelik kötü, çirkin, yanlış görünümlerde gerçekleştiği” sonucunu da eklemeliyiz.. Çünkü her türden değişim de dahil, “gelecekte ne olacak” sorusuna ve ihtimali yanıtlarına büyük bir merak duyduğumuzu söyleyebilir, bu bağlamda “kahve falı” da dahil benzeri yönelişlerimizin, gelecekteki yaşamdan haber edinme merakımızın sonucu olduğunu düşünülebiliriz.. Doğal olaylarla ilgili “gelecekte ne olacak” sorusuna, gerçekleşmesi muhtemel yanıtlar vererek kehanette bulunanların adına geçmişte “kahin” denildiğini biliyoruz.. Günümüzde ise kahinlik sıfatının  doğal olaylarla ilgili, alanında birikmiş verileri yorumlayıp doğanın değişim dönüşüm yasalarını keşfeden bilim insanlarına verildiğini söyleyebiliriz.. Sosyal olaylar bağlamında toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını, kültürel değerlerini ve değişme eğilimlerini ele alarak inceleyen bilim adamlarına sosyolog denildiğini ve sosyologların, alanda birikmiş verileri değerlendirerek doğa yasalarına benzer yasalar keşfettiği tezi üzerinden toplumların “gelecekte ne olacağına”  ilişkin kehanetsel tahminlerde  bulunduklarını da biliyoruz..

Bayram geleneğimizin gelecekte ne olacağına yönelik,  kahve falına bakarak binlerce nesil öncesinde kalan “atıyorum türü kehanette” bulunacak değiliz! Ve fakat kırk yıllık sürecin bir döneminde çok takıldığımız “takılmak” ve cümlelerimiz arasına taktığımız “artı” kelimelerinin değişip dönüştüğü hali üzerinden bayram geleneğimizin gelecekte ne olacağına, mesela kahvelerin hatırının tazelenip tazelemeyeceğine yönelik bir tahminde bulunabiliriz.. Değerlendirmemize veri bağlamında soralım.. Hatırını tazelemek şöyle dursun, hatır sayıp bir kahve içimi dahi olsa tanıdıklarımıza takılmaz, kuramsal cümlelerimize eklediğimiz artıyı da artık tanımaz olduğumuzun acaba farkında mıyız? Farkında mıyız şimdilerde varsayımsal cümlelerimize “atıyorum” diye başlayıp “doğru mu?” diye bitirdiğimizin? Farkında mıyız artılı konuşmalarımızda efkârımızı ifade ederken hep eksik bir yan kaldığı sanısıyla kemale ermeyi düşünürken; şimdilerde, “doğru mu” sorusuyla, “paketlenmiş mesajları” fikri anlamda “atıyorum” varsayımına rağmen “bu iş tamam, oldu” zannıyla dayatmacı düşündüğümüzü?

Ne olursa olsun yaşımız, her birimiz dünkü bir kültürün çocuğuyuz.. Fakat aynı zamanda yarınki bir kültürün de ana babasıyız. Bir kültür içinde doğduk, kırk yıllık süreçte değiştirip dönüştürerek yeni bir kültür doğurduk! “Üret, biriktir, paylaş, hal hatır sor, selamlaş!” Bu değerler dünkü içinde doğduğumuz kültürden.. “Sahip ol, tüket, üstün ol, hatır gönül dinlemem kaybol!” Bu da doğurduğumuz bugünün “tüketim toplumu” kültüründen.. Bayramda, “atıyorum” kahvelerin hatırını tazelemeden, piyasaya sürülen “paketlenmiş tatil” trafiğinin fotoğrafına bakıp  “doğru mu?” diye sormuyorum.. Teknolojinin maddi soğukluğuyla “mesajlaşma” trafiğine bakıp, manevi sıcaklığa hasretin neşeli bir ifadesi anlamında “kahvelerin hatırı dolmadı mı?” diye soruyor ve artı hüzünle ekliyorum: “Yoksa hatırı mı sayılmaz oldu?”

Neşe, Arapça, “canlının büyümesi, yeniden meydana gelmesi” anlamlı “neşve” sözcüğünden geliyor.. Bu tanımdan hareketle ben, bayramlarda tazelediğimiz kahvelerin hatırınca, gönül toprağımızda hazan mevsimlerinin hüznünü taşıyan habbelerinde yeniden meydana geliş anlamında baharın neşesini fotoğraflayan bir yeşermenin oluştuğunu duyumsayabiliriz diye düşünüyorum..

Yüzümde neşenin resmini fotoğraflayan bir arkadaşıma; “İnsanlar sevdikleriyle bir araya geldiklerinde mi neşeyi duyumsayarak bayram yapar?  Yoksa neşeyi duyumsadıklarında mı sevdikleriyle bir araya gelerek bayram yapar?” diye sormuştum bir bayram arifesinde.. “Maddeyi manayla tatlandırıp sevdiklerimizle bir arada olmanın neşesini her gün duyumsayabilmektir önemli olan!” şeklinde arifane yanıtlamış, iki nesil öncesinden Şenay’ın söylediği, “Hayat Bayram Olsa!” şarkısının, “Şu dünyadaki sevilen kişi, sevmeyi bilendir!” sözlerine atıf yapmış, artı diyerek neşeyle eklemişti.. “Benim için her gün bayram!”

Bayramınızı, tazelediğiniz kahvelerin kırk yıllık hatırıyla kutluyor, yüzünüzde neşenin, dilinizde şekerli tadın daim olmasını diliyorum..

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here