Zenginlik

0
11

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Zengin… Ne hoş bir kelimedir. Erişilmesi zor, güzel bir yaşam diye düşünülür. Zenginlik kimine göre, çok rahat yaşamak, kimine göre bol para harcamak, kimine göre maddi olarak istediği her şeye kavuşabilmek, kimine göre lüks yaşamak,  kimine göre sağlık, kimine göre gönül zenginliği, kimine göre kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Günlük yaşamda bazı konuşmalara tanık oluruz… ‘O var ya, o çok zengin, keşke bende zengin olabilsem… Ondaki para bende olsa, neler yaparım neler…’ diye konuşulur.

‘O zengin var ya, o parayı nasıl kazandı, sen biliyor musun? Hepsi haram veya hepsi helal!’ diye yargılarız. Hiç ölmeyecekmiş gibi hayaller kurarız. Oysa malda yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan…

Bazı kişiler varlıklıdır, ancak harcayamazlar, ne kendilerine, ne de yanındakilere harcatmazlar. Nerede ucuz arsa, nerede ucuz gayrimenkul varsa ondan bahsederler. Bilmem ki belki de Yüce Allah bunları cezalandırmış ki harcayamazlar ve nefisleri ahrette onlara hesap soracaktır. Varsa nefsine zulmetmeyeceksin.

Oysa zenginlik öyle mi? Asıl zenginlik günümüzdeki gibi maddi olanaklar değil, elindekini paylaşabilmektir (infak)… İnsan bazen çok ister, hatta çoğun da çoğunu ister, tabi istediği olur mu bilemem.

Zenginlik vermesini bilmektir. İşçisinin alın teri kurumadan hakkını ödemesi, hakkını yememesi, yanında çalıştırdığı kişilerin hakkını vermeyip, onları mahkemelere ve sokaklarda yürümeye mahkûm etmemektir.

Zenginlik sağlıktır! Sağlıklı isen, gördüğün her şeyi pehrizin olmadan yiyebiliyorsan, mutlu bir aile ocağın varsa, eşin ile mutlu yaşam yürütebiliyorsan, çocukların sağlıklı ise ve çocuklarını tüm kötülüklerden koruyup, kendi ekmeklerini çıkarabilen, birer meslek sahibi yapabildinse zenginlik budur. Zenginlik sofrada tüm aile bireyleri ile birlikte olabilmektir. Zenginlik sevgi ve saygıdır. Zenginlik adetli olmaktır. Zenginlik onurlu yaşabilmektir. Toplum bu parayı nasıl kazandın diye, sorgulamıyorsa ve senin alın terin diye konuşuyorsa, işte zenginlik budur.

Zenginlik maddiyetle olursa bir gün kaybedilebilir. 40, 50, 60 hatta 70 yaşlarına onurlu olarak gelirsin, ancak öyle bir büyük hata yaparsın ki, onurun birkaç dakikada kaybolur. Toplum seni artık çok basit bir birey olarak görmeye başlar.

Zenginlik onurlu yaşamaktır. Zenginlik başkalarına iftira atmamak, insanların acı ve mutlu günlerinde yanlarında bulunmak, bilgi ve deneyimlerini başkaları ile paylaşmak, varsa kötü alışkanlıklarından vazgeçirmektir.

Zenginlik bol para harcamak değildir, israf etmemek, ‘Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir’ hadisi şerifi hatırlamak, komşuluk haklarına, trafik kurallarına uymak ve başkalarına şiddet uygulamadan yaşamaktır.

Zenginlik insanın insana kulluğu da değildir. Zenginlik Allah’tan başka kullara muhtaç olmadan yaşamaktır. Zenginlik büyükleri saymak, küçükleri korumak, ‘Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü’ diyebilmektir.

Zenginlik devletin ve milletin malını korumaktır. Zenginlik bayrağa saygı ve onu baş üstünde tutmaktır. Zenginlik ana-babaya itaat ve bakmaktır. Anayı, babayı, kardeşi, eşi, çocukları öldürmek değildir. Zenginlik her şeyi ben bilirim edasıyla kibirli olmak da değildir. Zenginlik her istediğini elde etmek de değildir. Zenginlik mevki ve makama düşkünlük, mal, mülk peşinde koşmak değildir.

Zenginlik bir dosta, bir arkadaşa bir çay veya kahve ısmarlayıp karşılıklı sohbet etmektir. Zenginlik muhtaç olan bir akraba veya komşunun yarasını sarabilmektir, bir tas çorba verebilmektir.

Sohbeti bir misalle sonlandıralım. Vakti zamanında küçük bir kasabada yaşayan, varlıklı mı varlıklı bir vatandaş yaşarmış. Malı-mülkü çok, konakları çok, kendi lüks içinde yaşar ama hiç kimseye de bir yararı olmazmış.

Bu kişi, bir gün pazarda gezerken, bir satıcının elinde satılmak üzere hindi görür ve ‘hemşerim bu hindi kaç para?’ diye sorar. Satıcı, ‘beyim bu hindi çok besili ve 10 lira’ der. Varlıklı pazarlık eder de eder ama satıcı bir türlü fiyattan indirim yapmaz. Sonunda pes eder ve tam oradan ayrılacakken, oraya sırtında küfesi ile bir Pazar hamalı yaklaşır. Pazarcıya ‘hemşerim bu hindi kaç para?’ diye sorar ve satıcı da hindisini överek “10 lira” der. Hamal ceplerini karıştırır ve istenen 10 lirayı bulur, parayı vererek hindiyi alıp giderken, varlıklı kişinin dikkatini çeker ve hamala dönerek ‘kardeş gelsene!’ der. Hamal üstü başı düzgün olan bu kişiye ‘buyur beyim’ der ve varlıklı kişi ‘sen hiç pazarlık yapmadan bu hindiyi aldın neden pazarlık yapmadın?’ diye söylenmeye başlar. Hamal da ‘Beyim adam emek etmiş, beslemiş. Ben emeğe saygılım, bu hindiyi biz çocuklarla birkaç gün yeriz diye düşündüm ve aldım’ der.

Varlıklı ‘Sen benimle gel’ der, hamal sorar ‘beyim nereye’ diye… Varlıklı onu evine kadar götürür ve bir küp altın verir; ‘Bak kardeş, ben bunu harcayamıyorum, al sen harca’ der ‘Yalnız biraz dikkat et’ diye de tembih eder.

Hamal bir küp altını alır ve uzaklaşır. Aradan birkaç ay geçer ve pazarda varlıklı kişi ile tekrar karşılaşır. Varlıklı hamala yaklaşır ve ‘Ne oldu altınları harcadın mı?’ diye sorar. Hamal bakar ve der ki ‘Beyim dolmasına çok az kaldı, doldurmaya çalışıyorum’ der. Küp biraz eksikmiş, kendisi de harcayamaz olmuş ve küpü doldurmaya çalışmış.

Zenginlik; milli ve bölgesel kültüre sahip olmak ve onu yaşamaktır. İşte böyle çok paran olur, malın olur, yetmez! Daha çok olsun dersin. Önemli olan; Allah, kazandığımızı ve varlığımızı sağken, iyi yerlerde harcamayı nasip etsin. Veren elin, alan elden üstün olduğunu bizlere yaşatsın.

Herkese ailesi ve sevenleri ile mutlu, sağlıklı, güzel, haram kazançlardan uzak olan bir hayat temenni ediyorum. Elimizdekilerle mutlu olmaya çalışalım. Mutluluk uzakta değil yakınımızdadır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here