Zaman…

0
1

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…

Çok severim köstekli saatleri. Çoğu zaman öyle olur… Evin büyüğü vefat eder. Onunla özdeşleşmiş fötr şapkası, yeleği ve köstekli saati bir süre sonra ortadan kaybolur. Aslında yok olmazlar; yer değiştirirler. Yeni adresleri ise uzun süre bilinmez kalır.

Oysa bu eşyaların arasında belki de en kıymetlisi, henüz kol saatlerinin yaygın olmadığı dönemden kalan köstekli saatlerdir. Çünkü onlar yalnızca zamanı değil, bir dönemin hatıralarını, bir insanın duruşunu ve sessiz bir mirası da taşır.

Zaman değişti, teknoloji ilerledi. Cep saatlerinin yerini kol saatleri aldı. Bugün ise mekanikten elektroniğe, oradan akıllı saatlere uzanan bambaşka bir dünyadayız. Saat demişken… Bugün bileğimizde taşıdığımız bazı saatler vardır ki yalnızca zamanı değil, bir markanın geçmişini, emeğini ve itibarını da temsil eder. Instagram’da karşıma çıkan üç markanın kuruluş hikâyesi beni özellikle etkiledi.

ROLEX…

1905 yılında, henüz 24 yaşındaki Hans Wilsdorf saat ticareti üzerine bir şirket kurdu. O dönemde kol saatlerine yeterince güvenilmiyordu. Wilsdorf ise geleceğin cep saatlerinde değil, bilekte taşınan saatlerde olduğunu gördü. 1908’de Rolex ismini oluşturdu. 1926’da su geçirmez Oyster modelini geliştirdi. Bir yıl sonra İngiliz yüzücü Mercedes Gleitze, Manş Denizi’ni geçerken bu saati kullandı. Saat, zorlu yolculuğun ardından çalışmaya devam ediyordu. Başkalarının henüz göremediği bir geleceğe inanmak… İşte dünya markası olma yolculuğunun ilk adımlarından biri.

CITIZEN…

1918’de Japonya’da başlayan bu hikâyenin arkasında çok anlamlı bir düşünce vardı: Saat üretimini ülkenin kendi imkânlarıyla gerçekleştirmek… 1924’te üretilen ilk cep saatine Tokyo Belediye Başkanı Shinpei Goto tarafından Citizen adı verildi. Bu isim tesadüf değildi. Saatin yalnızca ayrıcalıklı insanların değil, herkesin ulaşabileceği bir ürün olması hedefleniyordu. Bir marka, daha kuruluşunda topluma değer katmayı hedefliyordu.

SEIKO…

1881’de, henüz 21 yaşındaki Kintaro Hattori, Tokyo’nun Ginza semtinde küçük bir saat dükkânı açtı. 1892’de kendi fabrikasını kurdu. 1913’te Japonya’nın ilk kol saati Laurel’i üretti. Ancak hikâyenin en çarpıcı bölümü 1923’te yaşandı. Büyük Kanto Depremi, fabrikasını, mağazasını ve evini ağır biçimde etkiledi. Yıllarca emek verdiği düzen bir felaketle sarsıldı. Ama vazgeçmedi. Yeniden başladı. 1924’te ilk Seiko markalı saat piyasaya çıktı.

Bazen bir markanın en büyük gücü, hiç yıkılmaması değil; yıkıldığında yeniden ayağa kalkabilmesidir. Üç marka, üç ayrı hikâye… Birinde geleceği önceden gören bir girişimci, diğerinde toplumun tamamına ulaşmayı hedefleyen bir üretim anlayışı, ötekinde ise felaket karşısında pes etmeyen bir irade… Aslında üçünün de ortak noktası aynı: Hayal etmek, inanmak, üretmek ve geleceğe yatırım yapmak.

Bütün bunlardan çıkarılacak ders nettir: Bir markayı dünya markası yapan yalnızca sermayesi değildir. Vizyonu, hedefi, insan kaynağı, üretim kültürü ve kendisinden sonraki kuşaklara bırakacağı değerdir. Aynı gerçek şehirler için de geçerlidir. Bir şehrin büyüklüğü yalnızca binalarının yüksekliğiyle, yollarının genişliğiyle veya meydanlarının güzelliğiyle ölçülmez. İnsanına yatırım yapan, gençlerine fırsat veren, üretimi destekleyen, kültürünü koruyan ve geleceğini bugünden planlayan şehirler kalıcı değer üretir. Çünkü şehirleri değerli kılan yalnızca sahip oldukları değil, insanlarına ve gelecek kuşaklara sundukları imkânlardır.

Fakat bütün bu başarıların, markaların ve biriktirilen değerlerin üzerinde daha büyük bir gerçek durur: İster dünyanın en pahalı mekanik saati olsun, ister en gelişmiş elektronik cihaz… Saat bize zamanı gösterir; fakat o zamanı nasıl yaşayacağımızı söylemez. Bir gün gelir, en pahalı saat bile kaybettiğimiz bir dakikayı geri getiremez. Çocuklarımızla geçiremediğimiz bir akşamı, anne babamızla yapamadığımız bir sohbeti, sevdiklerimize ayıramadığımız zamanı da…

Belki de hayatın en büyük zenginliği, sahip olduğumuz saatin değeri değil; o saatin içinde kimlerle ve nasıl bir hayat yaşadığımızdır. Köstekli saatler bize geçmişi hatırlatır. Bugünün saatleri zamanı gösterir. Geleceği ise nasıl değerlendirdiğimiz belirler.

ZAMANI ÖLÇMEK KOLAY, ONA DEĞER KATMAK MARİFETTİR.

İyi hafta sonları…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here