Üsküdar’da Oldu Bitti Maşallah!…

0
3

Üsküdar Belediyesi Ak Parti’ye geçti. Kâğıt üzerinde olan budur. Fakat siyasetin ve demokrasinin kâğıt üzerindeki sonuçlardan daha önemli bir tarafı var. O sonuca nasıl ulaşıldığı. İşte asıl tartışılması gereken budur. Çünkü Üsküdar’da yaşananlar, sıradan bir belediye başkan vekilliği seçimi olmaktan çıkmış; göz altıların, tutuklamaların, parti değiştirmelerin, mahkeme kararlarının ve seçimlerin birbirini izlediği son derece tartışmalı bir sürece dönüşmüştür.

Ve şimdi toplumun vicdanına şu soru bırakılmıştır. Bu gerçekten sandığın iradesi midir, yoksa sandığa giden yolun kendisi mi değiştirildi? Bu soruyu sormak ne suçtur ne de siyasal husumettir. Tam tersine, demokrasinin namusudur, seçmen iradesini savunmaktır.

Bir seçim kazandınız. Peki, vicdanınız rahat mı? Ak Parti bugün Üsküdar Belediyesi’nde başkan vekilliğini kazandı. Tebrik edebilirsiniz. Ancak bir siyasi zaferin yalnızca matematiksel sonucuna bakarak “kazandık” demek, siyasetin ahlaki boyutunu görmezden gelmektir. Çünkü mesele sadece 23 oy değildir. Mesele, o 23 oyun hangi siyasi atmosferde ortaya çıktığıdır. Önce seçilmiş Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı. Ardından görevden uzaklaştırıldı. Başkan vekilliği için yapılan ilk seçimde CHP’nin adayı 22 oyla seçildi. Ak Parti itiraz etti. Seçimin yenilenmesine karar verildi. Sonra bazı CHP’li meclis üyeleri gözaltına alındı. Bazı isimler tutuklandı. Dört CHP’li meclis üyesi Ak Parti saflarına geçti. Ve yenilenen seçimde Ak Parti adayı 23 oyla kazandı.

*Hiç mi Soru İşareti Yok?!..

Şimdi sormak isterim. Bütün bunların aynı süreç içinde yaşanmış olması hiç mi soru işareti doğurmuyor? Ak Parti yöneticileri gerçekten bu tablonun tamamına bakıp, “Evet, burada her şey son derece normaldir” diyebiliyor mu? Diyebiliyorsa… Vicdanlarına ve tabanlarına bunu nasıl anlatıyorlar?

Hukuk varsa herkes için vardır. Burada bir tespit yapayım. Bir insan hakkında soruşturma açılmasına karşı değilim. Bir suç şüphesi varsa elbette soruşturulabilir. Bir mahkeme kararının uygulanmasına elbette karşı değiliz. Sorun başka. Sorun, hukukun siyasi sonuç doğuran bütün süreçlerde aynı hassasiyetle uygulanıp uygulanmadığıdır. Hukuk devletinin ölçüsü, sadece “mahkeme karar verdi” demek değildir. Asıl ölçü şudur, mahkeme kararının arkasında toplumun güvenebileceği bağımsız, tarafsız ve öngörülebilir bir hukuk düzeni var mı?

Eğer vatandaşın zihninde, “Bu kararın arkasında siyasi hesaplaşma olabilir mi?” sorusu oluşuyorsa, iktidarın yapması gereken şey vatandaşını susturmak değildir. Şeffaflık sağlamaktır. Çünkü güven, emirle kurulmaz. Güven, adaletle kurulur.

*’Oyun İçinde Oyun’ Demek Neden Suç Olsun?

Bugün Üsküdar’da insanların bir bölümü “oyun içinde oyun” olduğunu düşünüyor. Bu düşünceyi paylaşmak zorunda değilsiniz. Ama bu düşüncenin neden ortaya çıktığını anlamak zorundasınız. Çünkü ortada birbirinden bağımsızmış gibi görünen ama sonuçları itibarıyla aynı siyasi tabloyu etkileyen bir dizi gelişme söz konusu. Bir belediye başkanı tutuklanıyor. Bir belediye meclisi seçim yapıyor. Seçim sonucu itirazla karşılaşıyor. Seçim yenileniyor. Arada meclis üyeleri gözaltına alınıyor. Tutuklamalar yaşanıyor. Parti değişiklikleri gerçekleşiyor. Ve nihayet yönetim el değiştiriyor.

Şimdi vatandaşın sorması gereken soru şudur: “Benim oyum nerede?” Çünkü demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir. Demokrasi, vatandaşın sandığa attığı oyun siyasi baskılardan, tehditlerden, korkudan ve hesaplardan bağımsız biçimde sonuç doğuracağına inanması ve gelişmeleri sorgulamasıdır.

*Şeffaflıktan Korkmayın…

Ak Parti’ye açıktan sesleniyorum. Güçlüyseniz hukuktan korkmayın. Haklıysanız şeffaflıktan korkmayın. Sandık sizin yanınızdaysa sandığın tartışılmasından korkmayın. Ama lütfen bir şeyi de unutmayın. Bugün siyasi rakibinizin başına gelen hukuksuzluk iddiasını görmezden gelirseniz, yarın aynı hukuk anlayışının sizin kapınızı çalmasını engelleyemezsiniz. Çünkü hukuk bumerang gibidir. Bugün rakibinize fırlattığınız şey, yarın dönüp sizi vurabilir. İktidarlar değişir. Belediyeler değişir. Partiler değişir. Milletvekilleri değişir. Bakanlar değişir. Ancak hukuk düzeni kalır.

Eğer o hukuk düzenini bugün siyasi çıkarlar uğruna aşındırırsanız, yarın kim iktidarda olursa olsun yaşayacağımız ülke daha güvensiz, daha adaletsiz ve daha kırılgan olacaktır.

*Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır…

Bir söz vardır: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Bu sözün bugün Üsküdar’dan çok daha geniş bir anlamı var. Çünkü mesele artık sadece CHP’nin meselesi değildir. Mesele sadece Ak Parti’nin meselesi de değildir. Mesele, Türkiye’de adalet duygusunun yaşayıp yaşamadığıdır. Bir haksızlık gördüğümüzde sadece “Bizimkilerden değil. Ne olursa olsun” diyorsak… Bir hukuksuzluk iddiası karşısında yalnızca “Oh olsun” diyorsak… Bir insanın özgürlüğü söz konusu olduğunda siyasi kimliğine bakıyorsak… Bir belediyenin yönetimi el değiştirirken “Bana ne, benim partim kazandı” diyorsak… Orada demokrasi yerine taraf olma durumu vardır. Oysa hukuk taraftarlık kaldırmaz. Adalet forma seçmez. Vicdan parti rozeti taşımaz.

Bugün susanlar, yarın neden konuşacak? Bugün Üsküdar’da yaşananları alkışlayan bir Ak Parti seçmenine de şunu sormak gerekir. Yarın aynı yöntem sizin belediyenizde uygulansa ne diyeceksiniz? Bir gün sizin seçtiğiniz belediye başkanı görevden alınsa… Sizin meclis üyeleriniz gözaltına alınsa… Sizin meclis üyeleriniz tutuklansa… Sizin seçtiğiniz insanlar çeşitli baskılarla siyasi tercihlerini değiştirse… Ve sonunda belediyeniz elinizden alınsa…

O gün çıkıp: “Bu haksızlık!” diye bağırmayacak mısınız? Bağıracaksınız. Peki bugün neden susuyorsunuz? İşte adaletin en büyük sınavı budur. Adalet, kendimize yapılınca savunduğumuz şey değildir. Adalet, başkasına yapılırken de savunabildiğimiz şeydir.

*Kuşkular Gün Gibi Ortadayken…

Ak Parti’nin asıl sınavı Üsküdar’ı kazanmak değil. Ak Parti bugün Üsküdar’ı kazanmış olabilir. Fakat asıl sınavı Üsküdar’ı yönetmek değil. Üsküdar’da nasıl kazandığına dair oluşan kuşkuları ortadan kaldırmaktır. Bunun yolu da çok basittir. Şeffaflık. Açıklık. Hukukun üstünlüğü. Bağımsız yargı. Meclis üyelerinin özgür iradesi… Siyasi baskı iddialarının ciddi biçimde soruşturulması… Ve en önemlisi, muhalefetin hakkına da kendi hakkınız kadar sahip çıkmaktır. Çünkü demokrat olmak, yalnızca kendi kazandığın seçim sonucunu savunmakla sınırlı değildir. Rakibinin kazandığı seçimin sonucunu da koruyabilmektir.

*Sandığın Namusu

Sandık, demokrasinin namusudur. Sandığın sonucu hoşunuza gitmediğinde mahkeme kapılarını zorlamak etik değildir. Seçim sonucunu değiştirecek siyasi dengeler oluşturma çabası kabul görmez. Rakip partinin mensuplarının tutuklanmasıyla ortaya çıkan tabloyu siyasi fırsata çevirmek siyasi fırsatçılıktır. Bunların her biri tek-tek hukuken açıklanabilir olabilir. Ama siyasetin ahlakı başka bir şey sorar: “Bunu yapmak doğru muydu?” İşte o soruya hukuk çerçevesi yerine vicdandan cevap vermek gerekir. Çünkü her yasal olan şey adil olmayabilir. Ve her hukuki prosedürün arkasında adalet duygusu kendiliğinden oluşmaz.

Üsküdar’ın kaybedeni Ak Parti ya da CHP değil. Bugün birileri “Ak Parti kazandı” diyor. Birileri “CHP kaybetti” diyor. Ben ise başka bir şey görüyorum. Eğer toplumun önemli bir bölümü sandığın sonucuna güvenmiyorsa, kaybeden sadece bir parti değildir.

Kaybeden demokrasidir. Kaybeden hukuka duyulan güvendir. Kaybeden devlet kurumlarına duyulan inançtır. Kaybeden ortak geleceğimizdir. Ve bu kaybın bedeli, herhangi bir belediye başkanlığı koltuğundan çok daha ağırdır.

*Tarih, Yöntemi de Yazar…

Tarih sadece sonucu yazmaz. Aynı zamanda yöntemi de yazar. Bugün Üsküdar’da koltuklar, başkan vekilleri, partilerin sandalye sayıları değişebilir. Ancak asla bir şey değişmemelidir. Milletin iradesine duyulan saygı. Ak Parti gerçekten milletin partisi olduğuna inanıyorsa, milletin iradesinin yalnızca kendi lehine olduğu zaman değil rakibinin lehine olduğunda da korunmasını istemelidir. Çünkü demokrasi, kazandığınız zaman güzel değildir.

Kaybettiğiniz zaman da aynı ölçüde değerliyse demokrasidir. Bugün yapılması gereken, “Biz kazandık, konu kapandı” demek değildir. Aksine tüm soruları cevaplamaktır. Gözaltı iddialarını aydınlatmaktır. Tutuklamaların gerekçelerini toplumun anlayabileceği biçimde ortaya koymaktır. Parti değiştiren meclis üyelerinin özgür iradeleri konusunda ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturmaktır.

Seçimin neden yenilendiğine ilişkin hukuki sürecin bütün yönlerini şeffaf biçimde anlatılmadır. Ve bütün bunları yaparken muhalefeti düşman olarak görmek yerine demokrasinin diğer yarısı olarak görmektir. Bugün Üsküdar’da kazananın Ak Parti olduğu söylenebilir. Ama yarın tarih başka bir soru soracaktır: “Ak Parti Üsküdar’ı kazandı mı, yoksa Üsküdar’ın kaybedenleri arasında demokrasiyi de mi bıraktı?” Bu sorunun cevabını bugün siyasetçiler yerine tarih ve vicdan verecektir.

Ve unutulmasın. Haksızlık karşısında susmak tarafsızlık değildir. Haksızlık karşısında susmak, haksızlığa alan açmaktır. Toplum kanaatidir, Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Bugün susanlar, yarın aynı haksızlık kendi kapılarına geldiğinde “Neden kimse konuşmuyor?” deme hakkını da kaybedecektir. Çünkü adalet, ancak herkes için adalettir. Gerisi yalnızca güçtür. Ve güç değişir. Hukuk kalır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here