Sonbaharda Yağmur…

0
0

Merhaba sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? İyisinizdir umarım. Çünkü nihayet yağmurlar başladı, geceler artık bunaltmıyor değil mi? Bana sorarsanız; ben gecelere kadar çalışıp koltuğuma uzanıp açık pencereden yağmuru yüzümde, boynumda  algılamaktan müthiş keyif alıyorum. Kapı pencere açık, bazen ben tarafa esmiyor rüzgar, o zaman yağmur girmiyor içeri bu defa ben yer değiştiriyorum o zamanda gözüm siyah bulutlarla dolu gökyüzünde oluyor ki bu da en az yağmur tanelerinin yüzümde, yüreğimde ve ruhumda algıladığı keyif gibi  geliyor bana. Saatler, hatta günlerce öylece kalabilirim.

Geçen gece elektrik kesildiğinde harikaydı havam, gök gürültüsü, şimşek, yağmur ve karanlık yine açık her taraf ve ben “ohh” keyiften yorgun düşmüş uyukluyordum. Yani kim ne derse desin, sonbahar harika bir mevsim, her ne kadar hüzün doluysa da ikindi zamanları; neden özellikle ikindi acaba? Erken inen gece yüzünden mi? Yani o kısacık zaman bile güneşin batışıyla karanlığın basması arasındaki o minnacık zaman insanda öylesine bir hüzün yaratıyor ki bütün mevsimlerin hüznünden çok. Kızıllaşan denizde, kabaran dalgalar ve siyahın gelmek için çabaladığı gökyüzü  bu kadar değişik renkler ve ahenkler içinde iken nasıl olur insan hüzünlenir anlamıyorum. Yaprakların sürüklenip rüzgarda uçuşması, ağaçların kimsesizliğine eş dağılan aileler mi yalnızlık mı, geride kalan aşklar mı bu kadar hüzünlendiren? Ben hüzne de geride kalan aşklara da razıyım, sonbahar gelsin, gök gürlesin, siyah akşamlar bastırsın ve yağmurlar boşalsın. Bütün kirler, sıkıntılar ve bağnazlıklar boşalıp gitsin yüreğinden insanın.

İşte bu İskenderun’daki son günümde sabahın 6,35’inden beri kapımı, telefonumu çalmayan kalmadı ve ben mutlu yorgunlukların doruklarındayım, tek neden akşam ki yağmurda yüzümün ıslanmasına izin verdiğimden.

Sevgili okuyucularım insanın kendine uyguladığı baskı diğer baskılara bin basar bence sizce öyle değil mi? Hep tetikte yaşarız, hep bir şeylerden ürkeriz ve hayatımız, özlemlerimizle, düşlerimizle bir bakarız elimizden kayıp gitmiş. Bu yüzden ben en azından yağmurdan korkmuyorum, ıslanmaktan hiç, evin içine doluşmasından hiç mi hiç. Silerim ne olacak ama o zevki bir daha yakalar mıyım? İşte hep düşündüğüm bu hayat geçerken düşlerim sevinçlerimde geçmesin, hangi yaşta ve başta olursam olayım zevk aldığım şeyleri en azından yaşayabileyim, kendime vuracağım ketlerden korunayım doğru muyum ne dersiniz?

Doğrusun dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaşıma ve diğer arkadaşlarıma bakıyorum sıkıntı, üzüntü ve keder yaşıyorlar, toplum yaşadıkları ortam onlara bunu mu layık görmüş bilmiyorum. Ama diyorum ki toplum değil siz kendinize layık bulduğunuzu yaşayın. İçiniz kan ağlarken bir çiçeğin sarısını görüverin, içindeki polenleri ve o sarı gibi görünen aslında belki bin bir sarıyı barındıran o küçücük yaprağı incelerken kederinizi, acınızı unutun. Ben Allah’ın şanslı yarattığı kullarındanım çok şükür çünkü kederim görmemi engellemiyor. Lütfen sizde kendinizi böylesi değiştirin.

Bu sabah yağmur var İskenderun’da
Yolcuyum uzaklara
Sevinçle keder yüreğimde harman
Ama mutluluk? Ne yapayım engelleyemediğim
Ve nedenini bilemediğim damarlarımda…

Dün Yolda Giderken Duyduklarım

Dün arkadaşıma gidiyordum, yine dalgın, yine düşünceliydim. Otomatik adımlarla ilerliyordum. Bir ses duydum arkamda. Küçük bir kız çocuğu ancak üç yaşında annesinin elinden tutmuş dönüp gördüğüm buydu.

“Anneciğim seni çok seviyorum” incecik temiz bir Türkçe ile.

Annesi; “Bende seni seviyorum, ama beni üzüyorsun ayakkabılarını giymiyorsun dışarı çıkarken.”

“Bir daha seni üzmeyeceğim anneciğim”

“Ayakkabılarını giyerken beni kızdırma bir daha.”

“Kızdırmayacağım anneciğim o zaman sen beni yakarsın”

Son cümleye kadar kızın düzgün Türkçesini  kime bağlayacağımı düşünüyordum bu kadar düzgün nasıl konuşuyor diye. Ve çok ta tatlı fakat son sözcük kanımı dondurdu adeta.

“Sonra sen beni yakarsın”

Allah’ım yarabbim, bu kadar doğal, bu kadar saf sarf edilen bu sözcük ne anlama geliyor? “yakmak” çocuğunun ayağını yakmak ya da yakmakla tehdit etmek gencecik bir anne ve üç yaşında dünya tatlısı bir kız çocuğu!!

Ve el-ele ilerliyor. “Sen beni yakıyorsun ama” diye devam ediyor kız küskün annesine yaranmağa çalışan bir sesle. Ne düşüneceğimi şaşırdım zaten onlarda dönüp gitti beni aldı bir düşünce çık içinden çıkabilirsen???

Sevgiyle  sağlıkla kalın sevgili okuyucularım. Yase

Günün Şiiri

Anadolu Bahar

İlkbaharı geldi Anadolu’nun,
Silifke’de çiçek açtı nar şimdi.
Her tarafı yeşillendi Bolu’nun,
Sultandağı benek benek kar şimdi.

Eğri yollar yaylaların kuşağı
Çayır, çimen sevgililer döşeği,
Hora teper Sürmene’nin uşağı,
Dadaşların oynadığı bar şimdi.

Durgun çayı köpüklendi Daday’ın,
Palmiyeler zümrüt tacı Hatay’ın
Çukurova cennetidir bu ayın;
Aydın ili efelere dar şimdi.

Gönül dile gelir kaval sesinde.
Boz martılar düğün yapar Mersin’de,
Isparta’nın renk renk gül bahçesinde
Bülbüllerin neşesini gör şimdi.

Cıvıl cıvıl, sessiz duran yuvalar,
Kelebekler birbirini kovalar.
Halı gibi nakışlandı ovalar…
Bölük bölük sarı, yeşil, mor şimdi.

Aşıklar diyarı Elbistan ili…
Olur bu mevsimin bağ-ı İrem’i,
Her çeşmenin üç-beş tane güzeli,
Her çiçeğin bir arısı var şimdi.

Çıkıp baksan Çamlıca’nın başına,
İki kıt’a bir boğazda aşina…
Karakoç’um, gel, yorulma boşuna,
İstanbul’u tarif etmek zor şimdi.

Abdurrahim KARAKOÇ

Günün Sözü

İnsanoğlu hiç de kötü olarak yaratılmamıştır;
ama hastalandığı gibi kötüleşir de.
F.M. AROUET VOLTAIRE

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here