Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…
Mute(ber) İnsanlar Neden Azalıyor?
Bazen bir kelime bir insanı anlatır. Bazen birkaç kelime bir memleketin hâlini… Bugün zihnimde bazı kelimeler dolaşıyor: Müteberrik. Mutebbel. Muteber. Ve belki de hepsinin gölgesinde duran bir başka kelime daha: Mütesebbip. Eski kelimeler bunlar. Ama eskimeyen hakikatleri anlatırlar. Müteberrik… Bereket arayan insan demektir. Bir büyükten kalan kaleme, bir hatıraya, bir emeğe dokunurken “Bunda bir hayır vardır” diye düşünen insan…
Her şeyin sadece maddi değeriyle ölçüldüğü zamanlarda böyle insanlar az bulunur. Ama unutulmamalıdır ki bereket çoğu zaman görünmeyen yerlerde saklıdır. Bir sözde… Bir duada… Bir hatırada… Mutebbel… Sade bir yemek… Patlıcan, tahin, sarımsak… Gösterişsiz. Ama köklü. Çünkü bazı şeylerin gücü gösterişte değil, sadelikte saklıdır. Bu toprakların insanı da böyledir. Sessizdir. Mütevazıdır. Ama derindir. Muteber… Belki de en kıymetli kelime budur. Saygın… Güvenilir… Sözüne itibar edilen insan… Eskiden bazı insanlar için “muteber adamdır” denirdi. Bu söz bir unvandan daha değerliydi. Çünkü makam geçicidir. Ama itibar ömür boyu taşınır.
Bugün etrafımıza baktığımızda garip bir manzara görüyoruz. Unvanı olan çok… Ama itibarı aynı sayıda değil. Gösterişi olan çok… Ama derinliği olan az. Kalabalıklar var… Ama güven duyulan insanlar gittikçe azalıyor. Ve çoğu zaman bir başka soru hiç sorulmuyor: Bir yanlış olduğunda… Bir zarar ortaya çıktığında… Buna kim mütesebbip oldu? Aslında bu soru herhangi bir kişiye değil, insanın kendi vicdanına yöneltilmiş bir sorudur. Çünkü toplumlar yalnızca binalarla büyümez. Yollarla da büyümez. Gerçek büyüme muteber insanların çoğalmasıyla olur. İtibarın olmadığı yerde kurumlar zayıflar. Sözün değeri düşer. Ve en tehlikelisi… insanlar birbirine güvenmemeye başlar. Oysa bu toprakların mayasında başka bir anlayış vardı. Bereket arayan müteberrik insanlar… Gösterişten uzak mutebbel kadar sade hayatlar… Ve sözünün arkasında duran muteber karakterler…
Belki de mesele tam olarak budur. Yeni makamlar kurmak değil… Yeni muteber insanlar yetiştirmek. Çünkü bir memleketi ayakta tutan şey gürültü değil, itibardır. Ve unutulmamalıdır: Bir ülkede muteber insanlar azalırsa makamlar çoğalır. Ama muteber insanlar çoğalırsa yanlışlara mütesebbip olanlar da doğal olarak azalır. Çünkü toplumların gerçek gücü makamların büyüklüğünde değil, karakter sahibi insanların varlığındadır.
Mahalle
İnsan çoğu zaman kendini özgür zanneder. Düşüncelerinin kendisine ait olduğunu, kararlarını kendi aklıyla verdiğini sanır. Oysa çoğu zaman fark etmeden bir yapının içinde yaşar: Mahalle. Bu mahalle bazen siyasi bir mahalledir. Bazen mesleki bir mahalle… Bazen de sosyal çevrenin görünmeyen sınırlarıdır. Mahallenin görünmeyen kuralları vardır. Ne konuşulacağı bellidir. Neye kızılacağı bellidir. Kime alkış tutulacağı da… Hatta bazen neye susulacağı bile bellidir.
Mahalle insana güven verir. İnsan kendini yalnız hissetmez. Çünkü herkes birbirine benzer. Aynı cümleler kurulur. Aynı eleştiriler yapılır. Aynı kişiler alkışlanır. Farklı bir şey söylediğinizde ise hava değişir. Önce kısa bir sessizlik olur. Sonra hafif bir rahatsızlık… Ve çoğu zaman o meşhur soru gelir: “Bizden misin, değil misin?” İşte mahalle tam da burada başlar. Çünkü mahalle çoğu zaman düşünceyi değil, aidiyeti korur. Haklı olmak değil, bizden olmak önemlidir.
Oysa düşünce dünyası mahalleye sığacak kadar küçük değildir. Fikir dediğiniz şey duvarlardan hoşlanmaz. Sınırlar içinde büyümez. Sorgulayan zihinler mahalleye sığmaz. Tarih boyunca yeni fikirler çoğu zaman mahallelerin içinde değil, onların biraz dışında doğmuştur. Çünkü mahalleler düzeni korur. Ama değişimi başlatanlar çoğu zaman o düzenin biraz dışına çıkabilenlerdir.
Bu yüzden insanın kendine sorması gereken soru şudur: Ben gerçekten düşünüyor muyum? Yoksa sadece mahallem mi benim yerime düşünüyor? Çünkü bazen insan kendi fikrini savunduğunu zanneder… Oysa farkında olmadan sadece mahallesinin sesini tekrar ediyordur.







