Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…
Birinci Sınıf Öğretmeni son derste şöyle açıklama yapıyordu. ‘…Çocuklar şimdi sizlere bir toplantı kağıdı dağıtacağım, sizler bunu cebinize veya çantanıza koyun, evlerinize gittiğinizde babalarınıza, annelerinize verin. Bu veli toplantısına mutlaka biri katılsın hatta babanız ve anneniz birlikte gelirse daha çok memnun olurum…’ dedi.
Okula yeni başlayan çocukların bazıları, daha önce okulda okuyan, ablalarından abilerinden, bu toplantıların nasıl olduğunu az çok biliyorlardı. Ama ilk defa okula gelen çocuklar, veli toplantısını pek bilmiyorlardı.
Sınıf öğretmeni kağıtları dağıttı ve masasına geçtiği sırada bir öğrencinin parmak kaldırdığını gördü ‘söyle bakalım’ deyince çocuk ‘öğretmenim, arkadaşım ağlıyor’ dedi. Öğretmen yaklaştı, öğrencinin birinin gözlerinden yaşlar aktığını gördü, mendili ile de sürekli sildiğini görünce ‘ne oldu rahatsızlandın mı, yoksa sana bir şey mi söylediler?’ dedi.
İçin-için ağlayan çocuk hiç cevap vermedi, sınıftaki arkadaşları da ona bakıyor ve merak ediyorlardı. Son ders zili çaldı, çocuklar dışarı çıkarken öğretmen, ağlayan çocuğun elinden tutup onu yanına aldı ve ‘söyle bakalım, neden ağladın?’ dedi.
Çocuğu, dedesi her gün okula getirip götürüyordu. Çocuk kendini bırakıp hıçkırarak, ‘Öğretmenim, benim babam da yok annem de… Toplantıya dedem gelse olur mu? dedi. Öğretmeni başını okşayıp, kendine doğru çekti ve kucakladı. ‘…Yavrum, benim de babam-annem yok, ben seni çok seviyorum. Tabi ki deden, ninen gelebilir’ deyince çocuğun hıçkırarak ağlaması biraz olsun durdu.
Okul henüz yeni açılmıştı, öğretmen çocukları tanımıyordu ama bu öğrencinin velisi ile mutlaka özel görüşecekti. Veli toplantısı yapıldı, öğretmen toplantı sonunda diğer velilere sezdirmeden ağlayan çocuğun velisi ile görüştü. Dede ‘Öğretmen Hanım, bu çocuk benim oğlumun çocuğu, hem yetim hem de öksüz’ dedi. ‘…Bu çocuğu biz büyüttük, benim en sevdiğim torunumdur…’ diye anlatmaya başladı.
‘…Bu torunumun babası ve annesi tanışmışlar ve daha sonra evlendiler. Baba askerdi, çok hayalleri vardı, mutlu bir yuvaları vardı. Bu mutluluktan işte bu torunum dünyaya geldi gelmesine ya babasını hiç görmeden… Görevi başında sabaha karşı teröristler tarafından şehit edildi. Anasına gelince de o bir yaşındayken anası hastalandı ve tüm tedavilere rağmen onu kaybettik…’ dedi ve dede de ağlamaya başladı.
‘…Ya işte öğretmen hanım, ana yok, baba yok, bu çocuk ağlamasın da kim ağlasın?’ deyince, öğretmen de ağlamaya başladı. Dede için-için ağlayarak eve döndü, torununa “öğretmen seni çok seviyormuş” dedi. ‘Hadi kalk, öğretmenin verdiği listeyi alalım!’ deyince çocuk ayağa fırladı ve kapıya koştu. Birlikte kırtasiyeciye gittiler, çok kalabalıktı. Listeyi verdiler listedekileri almak için kasaya yaklaşıp sıraya girdiler.
Kasadaki görevli, ‘amca nakit mi, kart mı?’ diye sordu. Dede ‘kızım benim kartım yok, param yeterse öderim, yetmezse içinden bazılarını çıkarabilirsin’ dedi. Listedekilere, zor da olsa emekli dedenin parası yetmişti. Kırtasiyeciden çıktılar, dede torununa bir de dondurma aldı, birlikte dolmuş durağına doğru yürümeye başladılar.
İkinci gün Pazar günüydü. Sabah nine torununu kaldırdı, hep birlikte çaylarını içip ekmeklerini yediler ve torununa ‘bil bakalım bugün nereye gideceğiz?’ dedi. Torununa okulun adı yazılı formasını giydirdiler, saçını taradılar, çocuk çok merak etmişti ‘Sürpriz olsun!’ dediler.
Bahçeden her zamanki gibi çiçekler koparınca, çocuk mezara gidileceğini anlamıştı. Hep öyle oluyordu, ne zaman çiçekler toplansa anne ve babasına gidileceğini biliyordu. Dolmuşa bindiler, mezarlığa doğru gittiler, yolda inip biraz yürüdüler ve önce şehitlikteki babasının mezarına sonra da annesinin mezarına uğradılar. Nine yatan şehit oğluna, ağlayarak ‘oğlum bak sana kimi getirdim, sen gelmedin biz sana geldik. Çocuğun okullu oldu, çok çalışacak, okuyacak senin gibi asker olacak!’ dedi. Hep birlikte ağladılar-ağladılar… Anneye koştular, annede de durum aynıydı. Yürekler yanmıştı… ‘O teröristlerin de yürekleri yansın!’ diye-diye dolmuşa yürümeye başladılar.
Evlerine dönmüşlerdi, hüzün ve acı her yeri kaplamıştı. Dede her zamanki yerine oturdu, torununa ‘hadi bakalım, şu televizyonu aç’ dedi. TV’yi açtılar, haberler okunuyordu… Bir polisin şehit olduğunu duydular, yürekler bir kez daha dağlandı.
Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, kalanlara da sabır dilerken, çocuklarımızın analı-babalı büyümesi dileklerimle, sağlıklı günler dilerim.







