Keşke Gelip Görseler…

0
46

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? “Vandal” günün sözü bence… Neymiş bu Vandallık bir bakalım dedik. Biliyoruz da “hatta yok artık” demiştik ilk duyduğumuzda buna rağmen belki yanlış belki eksik  biliyoruz diye sözlüklere  sarıldık. Aslında Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi imiş. Vandalizm, anti sosyal kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Sözcük ilk olarak  büyük Fransız devriminde kullanılmış. Roma’yı yağmalayan Carman soyundan gelen “Slavlar”ı işaret ederek.

Eğer düşünürsek ve gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan yola çıkarsak valla bu Vandallığı yakıştıramadık kendimize. Yani hiçbir gezi parkı eylemcisinin anti sosyal, kişilik bozukluğunun olmadığı ortada çoğu çevre bilinci  olan, insana, havaya ve hayvana ve doğaya aşık gencecik insanlar. Neşe ve umut kaynağı çocuklar. Hepimizin amacı ağaç kesilmesin, çevre taş beton olmasın. Oysa Vandallar ne yapmışlar? Roma’yı yağmalamışlar, yıkmışlar dökmüşler. Hiç yakışmadı bu sözcük bize hiç, ama zaten biz çapulcuda değildik ayyaşta değildik azgın hiç değildik, hükümet karşıtı değildik. Derin ve gizli bağlantılarımda yoktu ama hepsi yakıştırdı. Oysa açık ve net duruyoruz öylece parklarda ağaçların altında sokaklarda. Kah şarkı söylüyoruz “çapulcu muyum ben, eylemci miyim  ben” diye kah kitabımızı okuyoruz, kah yaralı köpekleri tedavi ediyoruz. Çevremizi temizliyoruz daha gün doğmadan. Biz içinde çevre ve doğa aşkından başka hiçbir özgürlüğü kısıtlayan vicdanen ve toplumsal bir vebal taşımadan eylemimizi   yapıyoruz. Aramızdan tahrikçi, yıkıcı, bozguncu çıkamaz varsa da onlar bizden değil zaten. Olaylarda yaşamını yitiren komiser kardeşimiz, arkadaşımız dostumuz, Abdullah da kardeşimiz ve dostumuzdu  yara alanlar da kardeşimiz arkadaşımız dostumuz. Ve sakat kalanlarda… Eylemci bir tarafta çevik kuvvet bir tarafta, kırmızı, beyaz diye tempo tutarken onlarda kardeşimiz ve dostlarımız. Biz ayrımcı değiliz. Mevki  para pul peşinde değiliz. Kimsenin inancı, konuştuğu dili ve milliyeti bizi ilgilendirmiyor. Her lisan bir insan diye öğretildi bize ve ona saygı. “Kendine saygı istiyorsan önce sen vereceksin” denildi. Böyle büyüdük. İnsana, doğaya, kuşa, kurda sevgi dolu olarak… İşte özgürlük bu değil de ne Allah aşkınıza? Sere serpe istediğince sevmek. Kana kana içmek soğuk bir limonata gibi. Hepimiz bir arada bulunmaz bir zenginliğin simgesiyiz aslında. Bir gelip görseler bizi, onlarda anlayacaklar hatta bu zenginliğe katılmak isteyecekler. Vandal olmadığımızı hatta çapulcu hatta ayyaş hatta azgın… Uf o ne kötü bir benzetme ya rabim… Olmadığımızı görecekler.

Ve sevgili okuyucularım sağlık sevgi birlik ve beraberlik içinde kalalım diyorum. Lütfen eylemlerde aşırılıklardan kaçınalım. Kimseyi incitecek kıracak sözler kullanmayalım, biz nasıl inciniyorsak sözlerden, herkes incinebilir bunu unutmayalım. Taşkınlık yapanları engelleyelim. Bize yakıştırdıkları sıfatları hak edecek davranışlar sergilemeyelim ki konuşmak için nedeni  olmasın kimsenin. Biliyorum bunları yapmayız ama  yapanlar olabilir onları engellemek bizim işimiz olmalı. Yase

& & & & &

ÜÇ YAŞLI 

Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti; “Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız”, dedi. “Lütfen içeri gelin, size yiyecek birşeyler hazırlayayım.”

Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı; “Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz”, dedi.

Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. “Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler” dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. “Bir bakıversene dışarı”, dedi. “Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve.”

Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. “Eşim geldi, şimdi evde” dedi ve onlara davetini yineledi; “Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?”

Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi; “Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz”, dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı; “Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, zenginliktir. Bu yanımda oturan arkadaşımın adı başarı, benim adım ise sevgidir.

Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu “Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın”, dedi. “İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin.”

Kadın, sevginin önerisini eşine anlattığında, adam sevinçten göklere fırladı. “Aman ne güzel, ne güzel”, dedi. “Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur.”

Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. “Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?”, dedi.

Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi; “En doğru karar, sevgiyi davet etmek değil midir?”, dedi. “Düşünsenize, evimiz bir anda sevgiye kavuşacak”

Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok hoşlarına gitti. “Tamam, en doğru karar bu olacak” dediler. Sevgiyi davet edelim…”

Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu; “İçinizde hanginiz sevgiydi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun…”

Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, zenginlikle başarıya sordu; “Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız sevgiyi davet etmiştim.”

Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler; “Eğer içimizden yalnız zenginliği ya da başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize.”

Ve kadının “niçin?” diye sormasını beklemeden, zenginlik ve başarı sözlerini şöyle sürdürdüler; “Çünkü sevginin olduğu her yerde, biz zenginlik ve başarı da her zaman, onun yanında oluruz.

Günün Şiiri

OTOBİYOGRAFİ 

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’de
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

Nazım Hikmet RAN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here