Bahar Dışarıda Bekliyor

0
12

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? Bu günlerde yürüyüş yapmanın zevki bambaşka oluyor ben deniz için. Hafiften esen serin rüzgâr kafamdaki bütün karışıklığı önüne katıp  havaya savuruyor. Seviyorum bu yüzden bazen yalnız bazen arkadaşlarımla yaptığım bu yürüyüş saatlerini.

Yine bir sürü şikayet alıyorum meditasyon gibi yaşadığım bu bir saatlik yürüyüş sonrası da. Selam verdik almadın, baktık görmedin türünden. Gariptir herkes bilir aslında böyle olmadığımı yinede o saatlerdeki derinliğime laf ederler. Sanki alışkanlık olmuş laf sokmak. Olsun çokta önem vermiyorum zaten.

Çünkü hayatın elimizden kayıp başkalarının ne yapacağımızla ilgili dayatmalarına boyun eğecek kadar ucuz basit olmadığının farkındayım… Sağlıkla, sevgiyle ve bazı özel güzelliklerle bize sunulan bu hayatı, “o ne yaptı? Bu ne dedi? O, bu şu” diyerek geçirmek ilk başta yaratılışımıza ihanet olur diye düşünüyorum artık.

Ve düşünüyorum  neden bu kadar özel ve güzel olan bu hayata son verir insanlar bir tek kurşunla? Onları bu kadar zayıf ve bu kadar güçsüz yapan düşünceleri mi yoksa kaderleri mi?

Kadere bir yere kadar inanırım ama yaşam koşulları, duygusal çalkantılar, şiddetli git gel durumlarını da göz ardı edemem. Acaba olayın, kader olabilmesi için bütün bu veriler, doğru zamanda doğru yerde mi buluşur, olgunlaşır ve eyleme geçecek kadar güçlenir? Sonrada kader olup çıkar? Belki?

Çok zor sorular bunlar! Çok… Bu yüzden düşünüyorum ki, kendimizden yanıt almayacağımız soruları, kendimize sormayalım en iyisi.

Ve hayatımızı bize dayatıldığı gibi değil de bize  sunulduğu gibi yaşayalım. Doğru yanlış kavramı olmadan  hayatı ve sunduklarını yaşayalım geniş zamanlarda sere serpe…

Ve aslında hayata yeniden başlayalım sanki yeni doğmuş gibi. Yeniden   öğrenelim A,B,C’ yi yeniden sevmeyi, sevilmeyi.

Valla çok düşünüyorum bu sabah, dün akşam yürüyüşünde rüzgâra savurduğumu sandığım bütün düşünceler, sabah toplanıp, toplanıp gelmiş, kurulmuş tam ortasına masanın. Çık oradan çıkabilirsen. Oysa dışarıda bahar bekliyor günleri sayılı. Ve bir şiir yazmak istiyorum  ve Portakal çiçeklerini koklamak, belki de, olursa, neden olmasın aşık olmak istiyorum  yeniden. Ve derin, derin soluk alıp vermek istiyorum.

Ve bir öykü  yazmak istiyorum içinde inlerin cinlerin kötü cadıların olmadığı. Ve aslında hiçbir şey yapmak istemiyorum yalnızca boylu boyunca uzanmak ve düşlere dalmak istiyorum öylece.

Ve sevgili okuyucularım gitmek istiyorum şimdi  bahar dışarıda bekliyor  çünkü. Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım diyorum hep birlikte… Yase

& & & & &

İyi Kötü

Leonardo da Vinci “Son Akşam Yemeği” isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı…

İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti.

Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.  Aradan 3 yıl geçti. “Son Akşam Yemeği” neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı…

Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.  Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.

Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu. Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.

Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: “Ben bu resmi daha önce gördüm” …”Ne zaman?’ diye sordu.

Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. “Üç yıl önce” dedi adam.. “Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…

En Güzel Geçmek!

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı: “Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.”

Kral gülümseyerek cevap verdi: “O altınlar sana ait delikanlı”

“Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı”

“Evet” dedi kral. “Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir!”

NASIL ÇOK GÜZEL DEĞİL Mİ?

Günün Şiiri

Gitmelerin Mevsimi

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler…
Bir çocuk daha doğurmalar…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun…
İstemek de güzel
Can YÜCEL

Günün Sözü

Kalp neyle doluysa, dudaklardan o dökülür.
Goethe

Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar.
Germain Martin

Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir.
Saint-Exupery

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here