17 No’lu Sağlık Ocağı

0
56

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Puslu, yağmurlu ama yumuşak bir hava var bu sabah? Valla bendenizin havası bu hava puslu olmasa daha iyiydi ya ona da razıyım. Ve sevgili okuyucularım bildiğiniz gibi yeni yılın ilk sabahı zam yağmuru ile güne “günaydın” dedik. Ve günümüz böyle geçiyor. İğneden ipliğe zam, emekliye zam yok, asgari ücret zamları ise ele geçmeden eridi gitti, çarşı pazar yangın yeri.

Allah yardımcımız olsun ülkece. Bir tarafta yoksulluk, bir tarafta hastalık. Korona hanım şimdi bir sürü bebek doğurdu, seç seç hastalan durmalarındayız artık doktorlarda şaşırdı valla ne diyeceklerini… Birini anlatırken diğeri sıçrıyor, belirtiler karman çorman, domuz gribi mi, normal grip mi, korona mı, omikron mu, delta mı alerji mi? Hepimiz kendimizden kuşku duyuyoruz, kendimizi tanıdığımız halde. Örneğin bendeniz korkunç alerjik bir bünyem var, günün her saatine göre değişir. Bunu bilirim ama yine de kendime bazı yakıştırmalar yapıyorum artık. Yani paranoya her tarafımızı sarmış vaziyette ve durum böyle olunca hastaneler dolu, sağlık ocakları dolu. Ve bazılarımız hala her şey günlük güneşlik, uçuş modunda! Ne güzel?!

Hastalık ve pahalık ve soğuk ve ekmek kuyrukları, yeni yılın belirleyicisi ve artarak devem edecek ve biz artık bu durumda mucize bekleyerek uçuş modunda olanlardan daha hayalci olmamak için gerçeklerden yani sağlık ocaklarından söz etmek istiyorum birazcık.

Bildiğiniz gibi sağlık ocakları yaygınlaştırılarak her mahalleye ikişer üçer açılmaya başlandı. Maksat aile hekimliğini öne çıkarıp hastanelerin yükünü azaltmak. Tabi bu çok güzel bir uygulama ama her şeyde ve her yerde olduğu gibi ufak tefek sıkıntıları da var. Örneğin sağlık ocağı doktorları yeterli hasta sayısına ulaşmak zorunda, çünkü sistem bu! Ve bendeniz dahil hemen yan sokağımızda her gün önünden geçtiğim bu 17. Sağlık Ocağının farkında değildim. Biri sorsa ya bilmiyorum ya da a öylemi diyecek kadar. Yani sanıyorum birçok mahalleli de bunun farkında değil.

Geçenlerde sevgili muhtarımız ile söyleşirken 17. Sağlık ocağının genç doktoru geldi. Daha bir ay olmuş atanalı. Muhtar beyi bu konuda bilgilendirmek isterken işe müdahil oldum ve o zaman anladım ki önünden geçtiğim ancak her defasında sokağa park etmiş araçların yüzünden fark edemediğim o bazen önünde kalabalık olan yer yeni sağlık ocağı imiş.! Valla kendimi kutladım! Ama bunu da kaldırımın kenarına, kapıların önüne varana dek park etmiş araçlara borçluyum yani haklarını yemeyim.

Neyse böylece doktorlarla tanıştık, 17. sağlık ocağının varlığını öğrendikten sonra. Gerçekten bu genç, idealist doktorları desteklemek vazifemizdir dedik.

Sevgili okuyucularım 1. Sağlık ocağının önü sürekli dolu, özellikle bu günlerde doktorlar yetişemiyor. Unutmayın onun yanında yeni açılan sağlık ocağı var oraya gidebilirsiniz. Kan tahlilleri, şeker ölçümleri yaptırabilirsiniz. Rahatsızsanız ön muayeneler, aile hekimi tarafından yapılır, daha sonra gerekiyorsa hastaneye yollanır. Yani direk hastaneye gidip oradaki yoğunluğa yoğunluk katmak akılcı olmadığı gibi yorucu valla bendeniz hep düşünmüşümdür. Hastaneye gidecek kadar iyi isem hasta değilim demektir. Artık bilmiyorum yani sağıma soluma bakıyorum, millet başı ağrısa hastane yolunda. Sağlık ocaklarındaki doktorlar unutmayın yalnızca doktorunuz değil sırdaşınız, arkadaşınız olabiliyor. Yataktan çıkamayan hastaları eve giderek tedavi edebilir.  Sevgili okuyucularım unutmayın 17. Sağlık Ocağı 1. Sağlık ocağının yanında ve oradaki iki genç doktor sizi bekliyor olacak. Aşılarınızı hemen yaptırabiliyorsunuz randevu alıp günlerce beklemeden.

Ve sevgili okuyucularım içinde bulunduğumuz ortam ve zaman, birlik, beraberlik içinde olmamızı gerektiren bir zaman, dertlerimiz, sıkıntılarımız ortak, bu yüzden ayrım, gayrımdan uzak, sağlık ve sevgi ile kalalım… Yase

Günün Şiiri

Ey Özgürlük

Okulda defterime,
Sırama ağaçlara
Yazarım adını

Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Yazarım adını

Yaldızlı imgelere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına

En güzel gecelere
Günün ak ekmeğine
Yazarım adını

Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölgede değirmene
Yazarım

Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara adını
Ey özgürlük

Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçindeki aleve

Canların oyununa
Uyanık dudaklara
Yazarım adını

Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına

Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Yazarım adını

Geri gelen sağlığa
Geçen her tehlikeye
Yazarım ben adını
Yazarım

Bir sözün coşkusuyla
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum haykırmaya
Ey özgürlük

Zülfü LİVANELİ

Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
Necip Fazıl KISAKÜREK

Günün Fıkrası

Kanca

Bir liman barında bir denizci ve bir korsan sohbet etmekte ve karşılıklı maceralarını anlatmaktadırlar. Korsanın tahta bacağını, elindeki kancayı ve bir gözünü kapatan bandı fark eden denizci sorar: “Eee, bacağını nasıl kaybettin?”

Korsan anlatır: “Denizin ortasında fırtınaya yakalanmıştık. Dev bir dalga beni güverteden aldı götürdü. Adamlarım beni gemiye çekerken bir grup köpek baliği ortaya çıktı ve aralarından biri bacağımı koparıverdi…”

“Korkunç…” diye sızlandı denizci.

“Peki o kanca nedir?” “Aaa…” diye devam etti korsan, “bir ticaret gemisine borda etmiştik, tabancalar patlıyordu, kılıçlar sakırdıyordu. O kargaşada elim koptu gitti… Kimin yaptığını göremedim bile…”

“Aman Tanrım.. Dehşet verici bir şey bu…. Peki gözünün üstündeki bant nedir?”

“Bir martı geldi ve gözümün üstüne pisledi…” diye cevap verir korsan.

“Yani gözünü bir kuş pisliği mi kör etti?” diye merakla sorar denizci… “Ama nasıl olur?”

Korsan gayet sakin anlatır: “Kancayı taktıkları ilk gündü, tamam mı?”

Günün Sözü

Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler.
Raymond HULL

Sağlıktan büyük zenginlik yoktur.
Emerson

Her mutluluğun temeli iyi sağlıktır.
Leigh HUNT

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here