1-Anadolu’nun İnsanları… 2-Cıncık

0
2

Anadolu’nun İnsanları

Mesela Amasya’da bir isim dolaşır dilden dile: Yanyatan Ali. Neden böyle denmiş? Tam bilen yok. Ama anlatanlar şunu söyler: Ali’nin kapısı hiç kapanmazmış. Gelen gider, yolcu uğrar, sohbet edilir, çorba kaynarmış. Ev adeta küçük bir dergâh gibiymiş. Kimine göre yürürken yana yatarmış, kimine göre yılların yorgunluğundan böyle yürürmüş. Ama mesele yürüyüşü değildir aslında. Mesele, insanın arkasında anlatılacak bir hayat bırakmasıdır.

Bir de Elazığ’da anlatırlar: Yol Yemez. Adı üstünde. Yol yemez. Yani emanete el uzatmaz, devletin malına dokunmaz, hesap şaşırmaz. Derler ki bir gün yolda yürürken bir araba çarpar Yol Yemez’e. Şoför panikle arabadan iner: “Dayı, bir yerin var mı?” Yol Yemez önce arabaya bakar, sonra şu cümleyi kurar: “Evlat… Arabanın kaç liralık hasarı var? Söyle… vereyim.”

İşte Anadolu budur. Bir insanın lakabı bazen bir soyadı gibidir. Ama soyadından daha ağırdır. Çünkü onu nüfus memuru değil, hayat verir. Mesela Anadolu siyasetinde ve iş dünyasında da böyle lakaplar duyarsınız.

Kocaeli’de eskilerin anlattığı bir isim vardır: Yolu Eğilmez Ahmet. Derler ki ne menfaat görünce eğilirmiş, ne makam görünce değişirmiş. Bir iş yapılacaksa “Ahmet’e söyleyin” dermiş insanlar. Çünkü bazı insanlar makamıyla değil, duruşuyla tanınır. Anadolu’nun her şehrinde buna benzer insanlar vardır. Bir yerde Emanetçi Hasan, Bir yerde Borç Unutmaz Hüseyin, Bir yerde Kapısı Açık Ahmet, İsimler değişir. Ama anlatılan şey aynıdır: Karakter.

Anadolu insanı bazen uzun nutuklar çekmez, kürsüler kurmaz, kitaplar yazmaz. Ama hayatıyla bir cümle bırakır. Ve o cümle yıllarca anlatılır. Bugün teknoloji çağındayız. Her şey hızlandı. Şehirler büyüdü. Sokaklar kalabalıklaştı. Ama bazı değerler sessizce azaldı. Eskiden bir insanın adı duyulduğunda arkasından şu cümle gelirdi: “Merak etme… O adamdır.”

Bugün bu cümleyi daha az duyuyoruz. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey tam da budur. Çünkü şehirleri binalar büyütmez. İnsan büyütür. Bir şehrin gerçek itibarı kaç katlı binalarıyla değil, kaç tane “Yol Yemez” insan yetiştirdiğiyle ölçülür. Ve belki de Anadolu’nun en büyük gücü tam da burada saklıdır. Çünkü hâlâ bir yerlerde emanete el uzatmayanlar vardır. Hâlâ sözünü senet bilenler vardır. Hâlâ adı lakap olmuş insanlar vardır. Onlar görünmez kahramanlardır. Ama şehirlerin gerçek taşıyıcı kolonları da işte onlardır. Ve bu yüzden Anadolu hâlâ ayaktadır. Binalarıyla değil… insanlarıyla.

Cıncık

Anadolu’da güzel bir kelime vardır: “Cıncık.” Bir şey tertemiz olduğunda söylenir. Yeni yıkanmış bir bardak için… Parlayan bir tabak için… Yeni doğmuş bir bebek için… Bazen de insanın yüzü için… “Cıncık gibi.” Ama bu kelime aslında sadece temizlik anlatmaz. Bir berraklığı anlatır. Bir saflığı anlatır. Bir niyeti anlatır. Çünkü insanın yüzü temiz olabilir. Ama niyeti bulanık olabilir. Elbiseler cıncık gibi olabilir. Ama kalp kirli olabilir.

Anadolu insanı bu yüzden temizlikten söz ederken sadece suyu, sabunu kastetmez. Bir de vicdanın temizliği vardır. Eskiler birine güvenecekleri zaman şöyle derdi: “Onun içi cıncıktır.” Ne demek bu? Hesabı yok. Hilesi yok. Gizli ajandası yok. İçi dışı birdir. Bugün dünyada en zor bulunan şey nedir biliyor musunuz? Bilgi değil. Para değil. Güç değil. Cıncık bir niyet… Çünkü insanlar artık çok şey öğreniyor. Ama az şey arıtıyor. Çok şey söylüyor. Ama az şey temiz kalıyor. Oysa bir toplumun asıl gücü binaları değil, yolları değil, makamları değil… İnsanının içidir.

Eğer bir toplumda insanların içi cıncık ise orada güven vardır. Güven varsa ticaret büyür. Güven varsa komşuluk yaşar. Güven varsa şehir ayakta kalır. Anadolu’nun sessiz terbiyesi bize hep aynı şeyi öğretti: İnsan önce içini temiz tutar. Sonra sözünü temiz tutar. Sonra işini temiz tutar. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. Çünkü insanın kalbi bulanık olursa en parlak makamlar bile kirlenir. Ama kalbi cıncık olan bir insan hiçbir makamı kirletmez.

Belki de bu yüzden Anadolu’nun yaşlıları nasihat ederken uzun-uzun konuşmazdı. Sadece şöyle derdi: “Evladım… İçin cıncık olsun.” Çünkü bir insanın niyeti cıncık ise sözü de temiz olur, yolu da açık olur. Ve unutmayalım… Bir şehirde yollar bozulursa tamir edilir. Binalar yıkılırsa yeniden yapılır. Ama bir toplumda vicdan kirlenirse onu temizlemek yıllar alır. Belki de bu yüzden en büyük temizlik ellerle değil… Vicdanla yapılır. Ve insanın dünyaya bırakabileceği en kıymetli miras şudur: Cıncık bir vicdan.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here