Zeyno Kızın Öyküsü…

0
10

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? Kafam dolu yüreğim dolu. İçimde korkunç  bir aldatılmışlık duygusu ve derin bir inançsızlık, insana dair ne varsa ona karşı. Aslında hep var, hep var olduğunu bildiğimiz bu duygularla yaşadık ve yaşıyoruz ama arada bir, öyle bir “dank” ediyor ki başımıza, işte o zaman bütün ümitlerimizi erteliyoruz. Kaybetmiyoruz çünkü yarınlar, biraz sonralar var. Onlarda ne olacak bilmiyoruz.

Ve bekliyoruz, umutsuzluğumuzun umuda dönmesini. Ve hayatımız böyle geçiyor. Bu sabah “dank” edilen sabahlardan birindeyim üstelik umuda dair içimde hiçbir şey yok. Bu yüzden Zeyno Kızın öyküsü belki bizi azıcık avutur diye yeniden okuyoruz…

& & & & &

Bir zamanlar göğünde sürü, sürü kuşların uçtuğu, yamaçlarında renk, renk çiçeklerin açtığı Munzur dağının eteğinde; henüz yalanlarla, kötülüklerle tanışmamış ve düşmanlığın hiç uğramadığı, insanlarının mutlu, umutlu yaşadığı Caferli diye şirin mi şirin bir köyde Zeycan nine ile torunu güzeller güzeli Zeyno kız yaşarmış…

Karlar erimeye başladığında Zeyno’cuk kardan beyaz sürmeli gözlü kuzucuklarını katıp önüne, dağların tepelerin ardında, kimi zaman çiçeklerle bezenmiş yemyeşil halıları andıran cayırların, çimenlerin üzerinde, kimi zaman da çağlayanların gürül, gürül aktığı dağların yamaçlarında yayar dururmuş kuzucuklarını…

Düğünlerin, bayramların yaşandığı, bahçelerin bağların, ağaçların, yamaçların çiçek açtığı; kuşların, kuzuların, kelebeklerin kaynaştığı güzel aylarda kuzularıyla kırlarda, bayırlarda dolaşmak, güzellikleri kucaklamak sonsuz haz ve mutluluk verirmiş Zeyno kıza… İlkbahar geldiğinde dağların, tepelerin yolunu tutar kenger, yemlik, (isping) çarşıt göbeği, gullik, tirşe (kuzukulağı) toplar eve getirirmiş. En çok keklik yumurtaları bulduğunda sevinirmiş.

Zeyno kız kendini bildi bileli severmiş dağları, dağların yamaçlarında açan rengarenk çiçekleri, dört tarafta cik cik öten kuşları da.

Çeşit çeşit, renk renk çiçekler olurmuş; sarı, beyaz, pembe, kırmızı, mavi çiçekler. Daldan dala gezen kelebekler gibi gezip koklayıp öpermiş tüm çiçekleri. Onlar bahçelerin, düz ovaların çiçekleri değilmiş, dağların, yamaçların, bozkırların çiçekleriymiş. Birçoğunun ismini bile bilmezmiş orkide, nergis, süsen, kardelen gibi. Ayrıca Çet vadisinin içinde ve etrafında birçoğunun ismini bilmediği sayısız kuş türü yaşarmış. Bütün kuş türlerini severmiş aslında ama en çok bülbül’ün şarkılarını severmiş Zeyno. Bunlar köyde gördüğü serçe, karga, güvercin, sığırcık, ağaçkakan, kırlangıç gibi kuşların dışında düdükçül, ötleğen, dikkuyruk, boyun çeviren, yağmurcun, baştankara, kızılgerdan, bozsağan, altıngöz , sakarga, delice, yeşilbaş gibi sayısız kuş türleriymiş.

Zeyno ile Zeycan ninesi yıllarca sevinç, huzur ve mutluluk içerisinde yaşayıp giderler. Zeycan ninesi her gece Zeyno’ya masallar anlatır, çiçek ve kuş türlerini sayar, öğretirmiş. Zeyno’da her sabah erkenden uyanır ev işlerinde ninesine yardım eder ve daha sonra da sürmeli gözlü kuzularını katıp önüne dağ, bayır demez götürür otarırmış.

Günlerden bir gün yine Zeyno kız kara gözlü kuzularını katıp önüne, rengarenk çiçeklerin mis gibi koktuğu, pırıl pırıl çağlayanların aktığı bir yere gelmiş. Munzur ve Mercan dağlarının eteklerine güzel bir bahar sabahı yaşanıyormuş. Zeyno’cuk kollarını güneşe doğru açarak “oh ne güzel bir bahar sabahı” diye seslenirken, yüksek kayalıklar arasındaki, yuvasından uçuruma yuvarlanmış bir kartal yavrusunun ciyak ciyak bağırdığını görmüş. Bir de bakmış ki, ne görsün arkasında ağzını açmış kocaman bir yılan zavallı yavruya saldırıp duruyor, zavallı yavrucuk can havliyle kendisini Zeyno’nun ayaklarının dibine atıvermiş. Zeyno kız tüm cesaretini ve gücünü toplayarak elindeki sopayı yılanın beline bir indirmiş ki sorma, yılan korkusundan hızla uzaklaşmış oradan…

Zeyno kız çok korkmuş aslında ama korkusunu belli etmemeye çalışarak hemen küçük yavru kartalı kucağına alıp önce kanlarını silmiş, sonra sevmiş, okşamış, korkmamasını salık vermiş… Küçük yavru minnetle kurtarıcısının gözlerine bakıp, kafasıyla Zeyno’cuğun elini okşamış, gagasıyla öper gibi yapmış… Zeyno’cuğun sevinçten gözleri dolu dolu olmuş, yüreği titremiş… Bir an önce ninesine yetişmeliydi ki zavallı yavrucağızın yarasını sağaltsın… Sonra Zeyno kız kuzucuklarını toplayıp yaralı yavru kartalı da yanına alıp, türkü söyleye söyleye tutmuş köyün yolunu.

Eve varır varmaz avazı çıktığı kadar bağırmış. “Zeycan Nene!.. Zeycan Nene!.. Küçücük yaralı yavru bir kartal getirdim, gelip yarasına bakar mısın?.” Diye seslenmiş. Ninesi hemen aceleyle gelip yavru kartalın önce yarasını tımar etmiş, sonra da merhem sürüp gazlı bezle sarıvermiş.

“Bir kaç güne kalmaz bir şeyciği kalmaz” diye seslenmiş dünyalar tatlısı güzel nineciği… “İyileşir iyileşmez götürüp yuvasına bırakırsın, yoksa hem anne kartal, hem de kardeş kartallar çok üzülür” diye uyarmış. “Ama nineciğim o uçurumun başındaki yuvaya kimse çıkamaz ki, hem bu yavrucuk da henüz çok küçük uçmasını bilmiyor,” diye yanıtlamış.

“Ne olur nineciğim bu yavru kartalı evimizde besleyelim, hem ben onu gece gündüz yanımdan hiç ayırmam” diye yalvarmış küçük Zeyno. Ninesi, “peki nasıl istersen öyle olsun” deyip Zeyno kızı kırmak istememiş. Zeyno kız çok gerçekten çok sevinmiş buna, sevinçten ninesinin boynuna sarılıp, “sevgili nineciğim çok çok teşekkür ederim” demiş.

Yavru kartalın ilk günlerde canı sıkılıp , Zeyno’nun eve dönmesini dört gözle bekler olmuş. O gelince garip garip sesler çıkararak, Zeyno’nun etrafında dönerek sevgi gösterilerinde bulunurmuş…

İlgili resim

Aylar yel gibi, yıllar sel gibi ve hayat böylece akıp giderken, bahar geçmiş, yaz geçmiş, güz gelmiş. Yavru kartal büyümüş kocaman pençeleri ile güçlü bir kartal olup yükseklerde uçmaya başlamış. Ama adım adım takip edermiş Zeyno kızı. Zeyno kızın dilinden anladığı gibi, her sözünü dinler ve Zeyno kızın her dediğini uygularmış, tabi ki, Zeyno kız da onun dilinden anlarmış… Kartal ile Zeyno kız artık ayrılmaz birer vefalı dost olmuş, birbirinin dilinden, halinden anlar hale gelmişler…

Zeyno kız nereye gitse uçarak onu takip eder kılına dokundurmazmış kimseyi. Her sabah okula beraber gider, her akşam okul kapısının üzerindeki saçağın üstüne konup, Zeyno kızın çıkışını beklermiş. Ayrıca bütün akranları, arkadaşları kuş dilinden anladığı ve bir kartal arkadaşı olduğu için Zeyno kızla iftihar eder gıptayla bakarlarmış. Kartalın korkusundan hiç bir çocuk Zeyno kıza dalaşmaya cesaret edemezmiş. Çünkü kartal arkadaşı gece gündüz Zeyno kızı takip eder ve en ufak bir olayda hemen yardıma koşarmış.

Günün birinde yine bir bahar sabahı kuzularını gütmeye götürürken Zeyno kız, kocaman ağzından salyalar akan bir kurt köpeği saldırmış, Zeyno kız korkusundan ne yapacağını bilememiş ilk önce, sonra avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmış.Yükseklerde Zeyno kızın sesini duyan kartal hızla gelip pençeleriyle köpeğe bir vurmuş ki, köpek can havliyle ağlar gibi sesler çıkararak kaçmaya çalışmışsa da, kartal yinede peşini bırakmamış.

Bu olayı gören köpeğin sahibi elindeki tüfeğini kartala doğrultarak ateş etmiş ve kartalı kanadından yaralamış. O kızgınlıkla tekrar saldırıya geçen kartal bir dalışta yere sermiş köpeğin sahibini, kanlar içinde yere yığılıp kıvranmaya başlayan adam yerinden kalkar kalkmaz can havliyle kaçıp kurtulmuş ama kartaldan çok korktuğu için de gidip karakola şikayette bulunmuş.

Akşam köye askerler gelip her yerde kartalla Zeyno kızı aramışlar. Bir söylenceye göre kartal yakalanmamak için Zeyno kızı pençelerine taktığı gibi uzak bir iklime alıp götürmüş. Bir daha ne gören olmuş onları, ne de bir duyan… Diğer bir söylenceye göre de, jandarmalar köyü basmadan bir sonbahar akşamı Kartal ile Zeyno kız kayıplara karışmışlar, kimi türkü oldu der, kimi masal. Aslında kimse tam olarak bilememiş bu öykünün sonu ne oldu? (Netten alıntı…)

Sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım her zaman sevgili okuyucularım. Yase

Günün Şiiri

Baba Bana Bağırma

yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara…

baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu’yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba

baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires’te olsaydım diyorum içimden
Eva’nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapishanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya’da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba

 

baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için

baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Akgün AKOVA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here