Yağmur ve Sabır

0
77

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yağmurla uyanmak ne güzel değil mi? Daha dün, kara, kara düşünüyorduk “Yağmur sanki küstü bize bir daha yağmaz” diye… Neyse bir güzel yağdı ve sinirlerimiz azıcık gevşedi, endişelerimiz hala baki. Gerçekten gevşedi mi acaba sinirlerimiz? Bilmiyorum ama bilgisayara oturduğumdan beri her şey bendenize batıyor sanki! Sinirli mi uyandım ne? Önce su birikmiş sokak canımı sıktı ömrümün geçtiği sokak bu sokak. Biz çocukken, öyle yağmurlar yağardı ki, bambaşka, bardaktan boşalırcasına. Kocaman, kocaman damlalı…

Damlalar kabarcık, kabarcık olurdu, tertemiz asfalta arka, arakaya akıp giderdi mazgallara. Kardeşimle pencereden izlerdik o kabarcıkları, asker miğferine benzetirdik ve asker diye severdik o askerler koşa, koşa geçerdi önümüzden birbiri ardına, bazen arka bahçeye çıkar o  miğferlere dokunmaya çalışırdık sırılsıklam olmayı göze alarak birde mandalın kabuğu olurdu  yanımızda, elimizde azıcık sıkınca kabuğunu su nasılda gökkuşağı gibi olurdu. (şimdilerde en çok onu özlüyorum) en sevdiğimiz şey buydu, hep yapardık. Gökkuşağı akar giderdi hızla yenisini hep yenisini yapardık. Güneş doğardı sonra ve gerçek gökkuşağı çıkardı. Kaygısız çocuklardık ne kadar güven içinde ve huzurluyduk!!!

Gökkuşağının altından gececeğiz diye koşardık sokakta ve bir damla su kalmamıştır asfalta şurada burada, birikintiler, falan hiç olmazdı, yağmur temizlerdi her tarafı… Ama şimdi bir damla yağsa her taraf su birikintisi vıcık, vıcık çamur  oluyor. Ve arabalar hiç aldırmıyor burası okul sokağı mı diye. Hızla sıçratarak suları geçiyorlar suyun sesi çalıştığım yere kadar geliyor. Sanırım ilk asabımı bozan şey geçmişe dönmek bir saniye ve şimdiki gerçeklerle yüzleşmek ve bilgisayarın denetimsizliği. Biraz öncede yok bilmem ne güncellemesi yapacağız diyerek yazmış olduğum yazıyı sildi ve kendiliğinden kapandı! Sabır işte şimdi lazım Hz. Eyüp günümüzde yaşasaydı acaba ne yapardı? diye düşünmekten kendimi almıyorum. Elim yüzümde bekliyorum, gözlerim ekrana kilitlenmiş ne zaman açılacak diye ve kendiliğinden açıldı. Kendimi sabırlı değil ama sanırım aptal algılıyorum bu sabah

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgi ile birlikte kalalım sevgili okuyucularım. Sevgi ve sağlık olunca sabırda olur diye düşünüyorum. Yase

Şubat Güneşi

Sende Ölme!

Zeynep ateşin etkisi ile çırpınıyordu. Ahmet endişe ile onu izliyordu. Elinde bir bardak su ve ateş düşürücü ”şimdi ölüyor mu?” diye bağırıyordu. Saçları dağılmış yüzünü örtmüştü. Ahmet eğilip saçlarını alnından arkaya doğru aldı. Bardağı masanın üzerine bırakarak elini eşofmanın geniş yakasından  içeri uzatıp koltuk altına koyduğu bezleri değiştirdi kız yeni bezlerin soğuk temasından ürperdi.

“Üşüdün mü?” Zeynep yanıt vermedi. Dalgın yatıyordu. “Ölmek yakışmadı ama” dediğini duydu. İçi bir garip oldu. “İyi misin Zeynep beni duyuyor musun?”

Kız duymuyordu dalgın uyumaya devam ediyordu. Ahmet iyice endişelenmeye başlamıştı; “İyi misin Zeynep? Lütfen uyan” Kız söylenenleri duymuyordu “ölüyor mu şimdi” cümlesi dudaklarında donmuştu sanki. Yüzü şeffaflaşmıştı âdete, gözeleri çukura kaçmış etrafında mor halkalar oluşmuştu. Gözyaşlarının izleri leke gibi duruyordu yanaklarında.

Ahmet çok telaşlanmıştı. Kızın üzerine eğildi “Zeynep tatlım lütfen gözlerini açar mısın?” Kız gözlerini açtı. Kocaman simsiyah gözleri şakaklarına doğru uzanan karışık kaşlarının altından boşluğa bakar gibi bakıyordu. “İyi misin?” Kız yanıt vermedi Ahmet kızın üzerine eğilip “hadi konuş benimle susma” dedi.

Kız fısıldadı “iyiyim merak etme. Sende ölmeyeceksin değil mi?” Ahmet tin gözleri dolmuştu… “Sen başımın belası oldun,  nasıl seni bırakıp ölebilirim ki? Zeynep “sende ölme” diye sayıklamaya devam ediyordu…

“Zeynepçim” dedi kızı ürkütmekten korkarak. “Ateşin çok yüksek, bir ateş düşürücü vereceğim hadi tatlım biraz oturur musun?”Kız oralı olmayınca kolunu kızın arkasından geçirerek kaldırdı. Elindeki hapı kızın ağzına koyup su bardağını masadan alıp kızın ağzına dayadı… Kız uyur vaziyette iken hapı yuttu suyu üzerine dökerek içti Ahmet kızı yeniden yatağına uzatıp üzerini örttü sonra kulağına eğilip fısıldadı. “unutma bu gecenin bitmesini istemiyoruz, konuşacak çok şeyimiz var daha, bu yüzden lütfen uyandığında iyileşmiş ol. Yine parla güneş gibi yamacıma .”

Zeynep yattığı yerde düşünüyordu “ben iyiyim zaten neden iyi olacaksın diyor ki? Hem bu adam kim? Ne oluyor bana böyle” düşüncelerini birbirine bağlayamadan ateşin etkisi ile yine huzursuz bir uykunun kucağına yuvarlandı. Uykuya dalar dalmaz hırıltıları da başladı. Ahmet’in kaygıları gittikçe artıyordu buna rağmen etrafı toplamağa başladı. Şömineye odun attı. Pencereye gidip karanlık sokağa baktı, yağmur yağmaya devam ediyordu, şehir karanlığa bürünmüştü. “Sel” adında bir film izlemişti Ahmet. “sanki film gerekleşiyor bu gece” diye düşündü. Ardından hemen gülümsedi. “Zeynep’te izlemiştir bu filmi kesin” dedi.

İçinden kız sanki minik bir hazine taşıyordu içinde. Ne zaman biriktirdi bu kadar şeyi? Perdeleri çekip şöminenin önüne geldi yere halının üzerindeki minderlerden birine oturdu. Gözleri Zeynep’in üzerindeydi. Kız tostoparlak olmuş uyuyordu. “Kader” demişti Zeynep. Gerçekten kader olmalı. Aynı otobüste, aynı yere, hiç tanışmadıkları halde eve birlikte aynı taksi ile gelmeleri. Neredeyse hiç konuşmamışlardı birbirleri ile ama aynı mekânı paylaşmışlardı. Sanki kader onları bir araya getirmek için ağlarını özel olarak örmüştü. Öyle olmasa şimdi karanlık bir salonda ezelden beri tanışıyorlarmış gibi bir arada olabilirleler miydi? Birbirleri hakkında bir şey bilmeden! Kız muammaydı daha Ahmet için. Hakkında bir şey bilmiyordu. Ama sıradan bir kız olmadığı da çok belliydi. İyi bir eğitim almış olduğu ve çok büyük bir vurgun yaşadığı da. Bununla birlikte neşesini kaybetmemesi, esprili olması ne kadar özel bir şeydi. Ahmet sevgiyle baktı kıza. Bebekler kadar masum ve korunmasızdı. Solukları sık ve hırıltılıydı. Belki onu Ahmet’e çeken şey buydu. Sükûneti ve tevekkülle kabullendiği yaşanmışlıklarının yüzüne vurmuş hali… Ama yinede garibine gidiyordu, birbirlerilerin hayatına bu kadar hesapsız kitapsız girmeleri ve kısa bir zamanda  bu kadar yol almaları, yağmurun yağması ile yolların kesişmesi Zeynep’in anahtarını kaybetmesi ve kesilen elektrikler evde yalnız olmaları kaderin cilvesinden başka ne olabilirdi? Arkası Yarın

Günün Şiiri

Memleket İsterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun.

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert ne gönülde hasret olsun,

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim.

Ne zengin ne fakir, ne sen ne ben farkı olsun.

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun.

Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı

Misafir

Bir gece misafirim olsan yeter,

Dolar odama lavanta kokusu;

Soğur sevincinden sürahide su.

Ay pencerede durup durup güler.

Havva kızlarının en dilberini

Görsün diye aya karşı soyunsan!

Okşasam, öpsem, koklasam bir zaman,

Vücudunun ürperen her yerini.

Teneffüs eder gibi seviştikçe,

Doğacak çocuğum aklıma gelir;

Şiir söylerim saadete dair,

Odama misafir olduğun gece

Cahit Sıtkı Tarancı

Biz Nerdeyiz Sevgilim?

Gecesi benden, mehtabı senden

Bir bahçesi var ki aşkımızın,

Mevsimlerdir dolaşırız, bitmez.

Kim demiş ki zamanla gül solar?

Bülbül hiç yorulur mu türküden?

Dilbersin işte, delikanlıyım.

Ne hikmettir bu Yarab, ne güzel!

Herhalde yeryüzünde değiliz;

Sahiden biz nerdeyiz sevgilim?

Cahit Sıtkı Tarancı

Günün Fıkrası

İki tane çiftçi biri Adanalı diğeri Kayserili… Sohbet ediyorlar. Tabi haliyle zenginlikleri ile övünecekler. Kayserili tarlalarının çokluğundan işçi yetiştirememekten üzümlerin her sene telef olmasından bahsedince Adanalı atlıyor.

-Benim çiftlikte sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz. Çaresiz geri dönüyoruz.

Kayserili hiç bozuntuya vermeden yapıştırıyor; “Yav bizimde vardı öyle bir arabamız ama geçenlerde sattık, illet onlarla yolculuk yaa…”

Günün Sözü

Yardımlar tıpkı çiçek gibidir. Ne kadar taze ise o kadar insanları memnun eder.

Chillon

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here