Şiir Okumanın Zamanı Var

0
79

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız sabah Bedri Rahmi Eyüpoğlu şiirleri okumak için bazen ortamın uygun olması gerekir. Yani bendeniz her zaman her yerde okuyamam illa o ruh durumuna girmem gerekiyor ki zaten de o durumda iken o şiirler kendiliğinden gelip “hadi oku” diyorlar. Bu sabahta öyle bir sabah Bedri Rahmi sabahı… Seve -eve bayılarak okurum dedim ve okudum.

Kara Sevda

Ve nihayet gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkım

Bir dilimi candan tatlı

Masallarla indi yere

Sebil oldu cümle hikayelere

Kara, kara kazanlarda kaynadı

Diyar ,diyar meydanlarda oynadı

Türkülerde ateş alev yandı tutuştu

Gördes kiliminde nakış

Minyatür bahçelerinde minyatür kesildi.

Ve nihayet gelip çattı

Elveda bedava belirsiz sevince

Uçan kuşa eşe dosta elveda

Bütün haşmetiyle gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkkım

Bir dilimi candan tatlı.

Karadut

Karadudum çatal karam

Çingenem

Nar tanem nur tanem

Birtanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın ağulum

Günahımsın vebalimsin

Dili, mercan dizi mrecan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum.

Karadudum çatalkaram çingenem

Daha nem olacaktın birtanem

Gülen ayvam aşlayan narımsın

Kadınım kısrağım karımsın.

Hüzün Geldi

Türküler bitti

Halaylar durdu

Horonlar durdu

Al damar mor damar şah damar sustu.

Bahçeler put kesildi birerbirer.

Meyveler salkım saçak

Bir bulut uçardı

Başı boş bedava

Yandı kül oldu.

Hüzün geldi baş köşeye kuruldu

Yoruldu yüreğim yoruldu

Ağaç büyür arkasında koşamam

Kervan yürür peşi sıra düşemem

Yıldız akar uçsamda yetişemem

Hüzün geldi baş köşeye kuruldu.

Yoruldu yüreğim yoruldu.

Bahar Ve Biz

Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden

Rabbim ne güzel çıldırır.

Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;

Sevincinden titreyerek.

Yılda bir kere kendini verir toprak

Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan

Rabbim ne güzel yarılır.

Biz de bir kere sevinebilseydik.

Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de deliler gibi seviniriz,

Ağaçları ve baharı taklit ederiz

Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri

Renkli ampuller asarız pencerelerden

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden

Ağaçlar gibi.

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım her zaman, hep birlikte. Yase

Şubat Güneşi

Liman

“Yine sözlerinde istihza var” diye kendi kendine söylendi Zeynep. Sonra yüksek sesle. “Zaten beni tanımak zorunda kalmayacaksın ki, yarın olunca evime gideceğim sende işine ve kendi evine. Seni bekleyen bir ailen var sanıyorum.”

Ahmet hiç yanıt vermedi. Canı sıkılmıştı. Ancak daha sonra “Korkarım yarın olunca da evine gidemeyeceksin bu yağmur böyle devam ederse” diye homurdandı.

“Of, of canımız sıkkın herhalde. Homur, homuruz” diyerek yerinden fırladığı gibi Ahmet’in hemen yanına onu taklit ederek oturdu yüzünü onun gibi dizlerine dayadı. Gözlerini şöminedeki ateşe dikti. Babasını taklit eden haşarı bir çocuk gibi görünüyordu. Ahmet gülümsedi. Ama Zeynep gülümsediğini göremedi, çünkü ondan çok uzun boyluydu ve kızın yukarı bakması gerekiyordu gülümsemesini görebilmek için.

Ahmet dayanamayarak kolunu kızın omuzlarına sarıp kendine doğru çekti; “Demek homur homuruz ha? Bayan çokbilmiş” diyerek kıza baktı. Kız da başını kaldırıp Ahmet’e baktı. Boynu kuğu boynu gibi uzanmış,  ateş yüzünün bir tarafını aydınlatıyordu. Son derece egzotik ve masum görünüyordu. İri, iri açılmış siyah gözleri dağınık kaşlarının altından direk Ahmet’in gözlerine bakıyordu. Bir an birbirlerinin gözlerine takılı kaldılar. İlk kez böyle direk olarak bakıyorlardı birbirlerin gözüne. Ahmet bir an bocaladı içinde önüne geçilmez bir arzu uyandı. Kızı kucaklamak ve canını acıtırcasına öpmek! “Aklından ne geçiyor” diyerek Zeynep sessizliği bozdu. “Bakışların karardı. Kötü, kötü bakıyorsun.” “Kız sen kötü görmemişsin” diyerek Ahmet kızı kucakladığı gibi halın üzerine yuvarladı. İkisi sarmaş dolaş halının üzerinde bir an öylece durdular. Ahmet kızı sımsıkı kavramış kıpırdamasına izin vermiyordu elinden gelse onu kalbinin içine sokacaktı. Bütün kıskanç gözlerden, dertlerden ve tasalardan orada koruyabilirdi onu ancak. Tuhaf bir şey ki onu gördüğü ilk andan beri yapmak istediği buydu. Kızı başından, saçlarını dağıtarak öptü duru huzur dolu bir kokusu vardı saçlarının o kokuyu içine çekti. Alnında dolaşırken dudakları aniden irkildi. Kızın ateşi vardı hala, demek aslında hiç düşmemişti sık, sık uyuklamaların nedeni buymuş! “Canım ya” diyerek kızı sevgiyle şefkatle alnından öptü yeniden, yeniden kollarında sıktı.

Kız Ahmet’in kollarında savunmasız duruyordu. Ondan korkmuyordu. Ona kötülük yapamayacağını biliyordu. Çünkü yaklaşımı şefkat ve sevgi üzerineydi cinsiyetti aklına bile getirmediğinden emindi. Ve aslında  o kadar bitkindi ki Ahmet’in niyeti ne olursa olsun o bunun farkında olmayacaktı.  Ve  şu an bu güven duyduğu güçlü kolların arasında başka bir şey düşünmeden yatıp uyumak istiyordu sadece. O kadar yalnız, o kadar çaresiz, evsiz barksız kalmıştı ki o kadar kendine yetmek zorunda kalmıştı ki, şimdi bu güven duyduğu güçlü kolların arasında sakin bir limana sığınmış gibi algılıyordu kendini ve mümkün olduğu kadar bu limanda konaklamak istiyordu.

“Kız sen zembille mi indin hayatıma?” diyerek kızı biraz daha sıktı yüreğinin üzerinde Ahmet. “Sende zembille geldin hayatıma aslında” dedi Zeynep içinden. Sığındığı göğüste. Ama sana bağlanmayacağım çünkü yaşımdan yüreğimden büyük yalnızlıklar yaşadım. Herkes beni terk etti herkes, sana bağlanıp bu acıyı yeniden yaşayamayacağım artık. Ve sabah olunca yok olacağım hayatından.

Ahmet kızı kollarında bebek gibi sallarken Zeynep’in aklından geçenlerin farkında değildi. Zeynep’te onun içinden geçenlerden habersizdi. Bütün gün koşturmuştu abisi ile birlikte Ahmet. İstanbul’dan kesin dönüş yapmasını istiyorlardı annesi ve abisi. Abisi birkaç doktor arkadaşı ile ortak bir hastane açmıştı. Ve o hastaneyi işletecek birine ihtiyaçları vardı. Ahmet’e önermişlerdi bu işi. Annesi de destek olmuştu bu fikre. Ama Ahmet sanat tarihi öğretmenliğini çok seviyordu. Ve kolay bırakamazdı. İşinden istifa etmeden önce gelip buradaki hastaneyi görmek istemişti. İki günü hastaneyi gezmek bu işi yapıp yapamayacağını test etmekle geçmişti. Aslında kendini ikilem de, bedenen ve  kafaca yorgun algılıyordu. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Sevgi Üstüne

Bütün kitapları yakmalı

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır

Kitaplara göre insan

Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş

Gözleri, yüreği kamaşmış insandır

Aptaldır, hastadır, kahramandır

Bütün kitapları yakmalı

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.

İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler

Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar

Bir tek meyve veren dalı keserler

İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı

Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli

Bir tek meyve veren dalı kesmeli

İnsan dediğin derya misali

Üstünde milyonlarca dalga

İçinde kıyametler kopmalı

İnsan dediğin derya misali

Uçsuz bucaksız olmalı.

Gel çıkalım sevgilim gel

Gel kurtaralım birler hanesinden

Çekelim gidelim bir uçtan uca

Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar

Sevelim sevelim sevelim

Sevebileceğimiz kadar

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Günün Fıkrası

Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden “Allah, Allah kuşa bak yav…” demiş. Tabi bu arada papağan da Temel’in kendisine baktığını görüp; “Ne bakıyorsun hemşerim” demiş. Temel biraz şaşkınlık birazda saflıkla; “Afedersin hemşerum. Ben seni kuş sandıydım…”

Günün Sözü

Tanrının gazabına uğramayan günahkârlar yalnız, sevgililerdir.

Eflatun

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here