“Merhaba” Diliyorum

0
80

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yağmur, fırtına, soğuk oh! İşte şimdi Kış Kış’a benzedi. Bu havada ne güzel olurdu şöyle cayır cayır yanan bir sobanın önünde; sobanın üzerinde kocaman bir çaydanlık, çayın buruk kokusuna çaydanlığın etrafına serpiştirilmiş kestanelerin sıcak kokusu karışmış; güven içinde arkadaşlarla oturuyor olabilseydik. Ateşin çıtırtılarına cama vuran yağmur damlaları eşlik etseydi. Kaygısız, sağlıklı ve mutlu olsaydık. Kimse kimseyi sözleri, gözleri ile incitmeseydi, çocuklarımız aynen bir zamanlar bizim gittiğimiz gibi okula güvenle gidebilseydi, tecavüze uğrama korkusu yaşamadan, baba dayağı yemeden. Her an artan zamlardan, işsizlikten, eşitsizlikten, vurdu, kırdı olmadan, savaşlar olmadan, her an bir şehit haberi ile belimiz kırılmadan…

Dünya da huzur, ülkede huzur, evde huzur olsaydı. Ya da biz her şey böyle imiş gibi düşünebilseydik! Ne yazık ki artık kendimizi bile kandıramıyor durumdayız. Umut etmek, bir şarkıyla uyanmak bile çok zorlaştı, rüyalarımız bile bize ihanet ediyor. Karmakarışık, huzursuz, sıkıntılı… Ve bu havada yazı yazarken sıcak mutfakta camları döven yağmurun sesi ile. Bu sese kulak vermek isterken aşağıda çarpılan kapılardan dilim lal oluyor. Ve susuyorum… Söyleyecek sözüm kalmıyor, eşyalar bile şiddetten kurtulamıyor…

Bazen gerçekten susmak gerekiyor. Ve bir Aborjin duası etmek ve dilemek herkese…

Dilerim

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar

Güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim,

Aydınlık bir bakış açışına sahip olmana

Yetecek kadar güneş diliyorum.

Güneşi daha çok sevmene

Yetecek kadar yağmur diliyorum.

Ruhunu canlı tutmana yetecek kadar

Mutluluk diliyorum.

 

Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar

Kazanç diliyorum.

Sahip olduğun her şeyi takdir etmene

Yetecek kadar kayıp diliyorum.

Son elvedayı atlatmana yetecek kadar

‘Merhaba’ diliyorum.

“Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. Evde, sokakta, sağlıkta başıma gelen her şey, çok canımı yakmadıkça beni sevindirirdi. Çünkü sevinmem gereken çok şeye sahip olduğumu anımsatır. Ancak şimdilerde canımız tarifsiz bir acı ile çırpınıyor çünkü sahip olduğumuz değerlerin ayrımında bile değil çoğumuz. Ve Nasrettin hoca fıkrası bize belki bir şeyler anlatır…

Bizim Evimiz Pek Dar

Adamın biri gitmiş Hoca’ya “Yahu hocam bizim ev pek dar, sığamıyoruz bir türlü, ama büyük eve de paramız yetmiyor, ne yapayım?” diye sormuş.

Hoca bu abuk soru karşısında ne desin, kafasını karıştırmış biraz, düşünür gibi yapmış sonra da “Senin tavukların vardı değil mi?” diye sormuş.

Adam “Var” deyince “İyi o zaman, şimdi onları da eve al” demiş.

Aradan biraz zaman geçmiş, adam yine gelmiş hocanın karşısına “Hocam ev iyice daraldı, şimdi ne yapayım?” diye sormuş. Hoca da “Senin kazların da vardı, onları da eve al” diye akıl vermiş.

Bir süre sonra adam yine Hoca’nın kapısında. “Olmuyor be hocam, eve hiç sığamıyoruz şimdi” deyince “Merak etme, iki koyunun vardı diye biliyorum, onları da eve sok” demiş.

Adam hoca ne derse yapıyor.

Aradan biraz daha zaman geçmiş. Adam çıkmış Hoca’nın karşısına yine “Sorun bitmiyor Hocam, bana başka akıl” demiş. Hoca da “Sen inekle öküzünü de eve bir sok bakalım” demiş adama.

Üç gün sonra adam yana yakıla Hoca’nın kapısına dayanmış. “Aman Hocam, ne desen olmuyor. Artık evin içinde yürüyemez, yatağımıza yatamaz olduk. Ne oldu senin akıllarına” diye serzenişte bulununca Hoca “Tamam, tamam” diye itelemiş adamı.

“Şimdi bu geceyi de geçir, yarın sabah erkenden tavukları da, kazları da, koyunları da inekle öküzü de çıkar evden.”

Adam ertesi gün elinde bir tepsi baklava ile gelmiş Hoca’nın karşısına, “Ey Hocam” diye başlamış; “Sen büyük adamsın, sen ne büyük âlimsin, sen büyük bilgesin. Meğer benim evim ne kadar ferahmış da haberim yok. Allah seni başımızdan eksik etmesin.”

Ve sevgili okuyucularım kıssadan hisse çıkarmak dileği ile sağlıkla sevgiyle kalalım ayrımsız gayrımsız. Yase

Ve bir hikâye…

Aşk ve Zaman

Bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse batacağı zaman, Ask yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik, “Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok” demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. “Kibir, lütfen bana yardım et!” Kibir “Sana yardım edemem, Ask, sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Ask yardım istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.” “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.” Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış. Ask, birden bir ses duymuş. “Gel Ask! Seni yanıma alacağım…”Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş.

Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Ask’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgiye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?” “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş Bilgi.”Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Ask. Bilgi gülümsemiş: “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…”

Günün Şiiri

Aşkla Satranç

İlk hamle kendi kalbine çekincesiz

Duru bir suyun çamur içinden akarak

yeni yolculuklara vurması gibi. Kuşlar

ne kadar yalnız bekleme anlarında bir treni

Uzun öten düdükler telaşını kamçılayan yeni senaryo.

Vezir iki kale arasında korumasız

Burcuna korsan bayrakları asılı

Gemiler yanaşıyor korkulu gözlerine, içinde çalkalanan

hiç durmadan çalkalanan bir deniz çılgınlığı

Öldürdükçe ölümden sıyrıldığını sanıyor.

Atlar güya dizginlerinden kurtulmuş özgür koşmakta

Yanlış haritalar çiğniyor nalları

Onlar batıya sarktıkça izleri doğuya büyüyor

Güneş ters yönde doğuyor, ışıtmıyor yıldızlar

Bu ikileme aşk diyor bazıları.

Filler uzun bir yolculuğun ağır aksak kelimeleri

Yönü belirsiz cümlelere yük taşıyan…

Hangi taşı çiğneseler hüzünlü bir öykü yazılmakta

Yitik anıları kurtarmak adına ayakları

En çok ayakları yoruluyor geçmişe uzandıkça.

Şah diye bir şey yok bu yenilgiler evreninde

Belki herkes şahlığını rakibinden gizliyor

Henüz ikinci hamlede devrik bütün piyonlar

Devrik, anlatılması güç bir komplo kadar

Şah esir düşmekte masal sonlarına.

Son hamle yine kalbine çekincesiz

Gökyüzüne bağımlı bulutların arasından

sızan o yağmur tanesi, belki şaşkın bir yıldız

nasıl incitirse ve ansızın yeni korkular yüklerse

öyle şimdi dilinde donup kalan söz -aşk mat!

Cihan OĞUZ

Günün Fıkrası

Ey Güzel Allah’ım

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor. Karısına bile söylemiyor. Sabaha karşı ikramiyeyi almak için yola çıkıyor. Tam yarı yola gelmişken bir telefon. Arayan kayınbiraderi…

“-Nerdesin enişte?”
“-Dışarıdayım hayırdır?”
“-Çabuk eve gel”
“-Ne oldu? Çok mu acil”
“-Hemen gel!… Ablam!…”
“-Yoksa hasta mı?”
“-Yok sizlere ömür!… Başımız sağ olsun….”

Telefonu kapattıktan sonra adam bulunduğu yere çöküyor…. Ve gülmekten kendini alamıyor; “-Ey güzel Allah’ım, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor!!!”

Günün Sözü

Merak bir filozofun en düşkün olduğu şeydir. Çünkü felsefenin bundan başka bir başlangıcı yoktur.
Platon

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here