Karantina Günlerinde Yaşam

0
24

(18.04.2020 Cumartesi Sabahı)

Günaydın sevgili okuyucularım, uzun bir ardan sonra. Nasılsınız dilerim hep iyisinizdir. Bendeniz çok özledim sizleri peki siz beni özlediniz mi?

Ve bu sabah korona günleri ile başlıyorum yazıma… Bu sabah beşinci haftasındayız karantinanın; sabahın erkeninde sokaklalar sessiz, apartmanlar hayalet! Havada normal zamanlarda hiç düşünmediğim özgürlüklerini kıskandıracak kadar özgür ve kaygısız ucan kuşların saltanatı hüküm sürüyor… Balkondan sakin, huzurlu gökyüzünü seyrediyorum sırf benim için geldiğine inandığım bir bülbül kendisini görmememe rağmen uzaklarda değil hemen yanımda neşeyle şakıyor… İki güvercin yumurtlamak için yuva yapabilecekleri bir yer için dolanıp başları önünde homur homur aranıyorlar tüylerinin parlaklığı neşe veriyor… Aniden havalanıyorlar… Ağır kanatlarını çırparak gelip balkondan uzanan kalorifer borusunun üzerine tünüyorlar. Onları rahatsız etmek istemiyorum ama kıpırdanmadan bile ürkerek kaçıyorlar. Sokakta bir yavru kedi sokağın tam ortasına kurulmuş heykel gibi öylece duruyor. Sessizliği dinliyorum dünya ne söylüyor?

“Huzur, huzur istiyorum” diyor. “Bende huzur istiyorum” diyorum. Aniden etraf hareketleniyor. İnsanlar uyanıyor ve büyü bozuluyor. Balkon kapıları açılıyor çocuklar kuşların yerini alıyor, mutfaklardan çanak tabak gürültüleri gelmeye başlıyor. Sokaktan bir araç geçiyor, içi ekmek dolu bir türlü ne söylediğini anlayamadığım birisi bağırdıkça bağırıyor, aracın kornasına karışıyor sesi kulaklarımın içini tırmalıyor! Balkonlardan sepetler uzanıyor, iki temizlik görevlisi sokakları süpürüyor, tangır tungur aklıma dün sokakta cansız yatan fare geliyor acaba onu da süpürdüler mi diye eğiliyorum balkondan belimin yarısına kadar yine yazıklanıyorum güzelim sokağımızın şimdiki haline.

Bir adam telefonla konuşuyor avazı çıktığı kadar keyfi yerinde sürekli küçük kahkahalar atıyor. İki ya da üç genç, görevli mi bilmiyorum, çok güzel şarkı söyleyerek yoldan geçip gidiyor. Neşelerini seviyorum şarkılarını da.

Tereyağında kızarmış yumurta kokusu geliyor karşı aparmandan, ardından da sucuklu yumurta… İçim nedense bulanıyor oysa kokular iştah açıcı. Birisi yine telefonla konuşuyor. Kapı çalınıyor kargo! Cumartesi ve sokağa çıkma yasağı olan bir günde kargo? Çok büyük teşekkürler ediyorum bu cefakar arkadaşlara. Öğlen namazı için ezan okunuyor, müezzin sesi normal günlerde duyulmazken şimdi net olarak geliyor. ‘Ekmekçi geldiii’ diye yine birisi bağırıyor, belki öğle ekmeği “ekmek var ekmekkkk’ geç uyananlar sepet sarkıtıyor. Karnı doyan çocuklar kavga etmeye başlıyor, sesleri sokaklarda yankılanıyor.

Güvercinler balkonlardan uzaklaşıyor, kuşlar cıvıltılarını kesiyor. Güneş yükseldikçe hava ısınıyor, hava ısındıkça insanlar balkonlara doluşuyor. Sokakta neşe hakim seviniyorum hapşırıklarımın arasından “sanırım sinüzit oldum başımda kulaklarımda bir ağırlık var.” Birisi balkon yıkıyor, su sesi hayat veriyor. Şarıl şarıl döksün istiyorum tozlar, dumanlar, tortular, sıkıntılar hep suyla akıp gitsin istiyorum. Atölyeme ineceğim biraz zaman istiyorum, karantinalı günlerde çok üretken oldum, atölyem benim can damarım bu günlerde.

Ve zaman geçti. Orucuz. Karantina günlerinde. Yumurtalı pide bu Ramazan’da yoktu. Normal susamlı ekmekleri pide diye sattılar. Bu yıl ömrümde olmadığım kadar enerjiktim oruçlu olduğum zamanlarda. Ta ki son günlerine denk gelen yoğun sıcaklara kadar… Sıcaklar bütün enerjimi aldı, sıcak patlamaları yaşadım. Ve başımı buzdolabının içine sokacak kadar daraldım. Neyse ki dört beş gün sonra yerini yağmura bıraktı da kendime geldim.

Ve bu arada bayramlar geldi geçti… 23 Nisan Çocuk Bayramını çok büyük bir coşku içinde balkonlardan kutladık… Ve çok güzel oldu. Normal günlerden güzeldi bence… Hep bir ruh olduk, bir ses olduk, balkonlarda… Ve tabi ardından 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlandı yine balkonlardaydık. Yine heyecanımız doruktaydı ve hayatımızın hep ilkleri oldu bu kutlamalar. Ve dört gün bayram karantinası geldi ardından sokaklar her Ramazan ayında olduğu gibi bayram kömbesi kokmadı, bayram namazları evlerde kılındı. Ziyaretler net üzerinden yapıldı. Ve bendeniz atölyemde geçirdim dört günü. Ve karantinada önce günler, sonra haftalar, sonra aylar geçirdik. Bendeniz için değildi karantina ancak kendimi öyle algıladım, maskem ve mesafemle her işimi yaptım,  sahilin bazı yerlerinde yürüyüş yapabilecekken evde yürüdüm. Alışveriş yaparken yolumu uzattım en ufak bir çöp kırıntısı için bile dört kat inmeyi alışkanlık yaptım maksat hareket etmek. Bu arada meditasyon, yoga ve resim hayatımı kurtardı desem yalan olmaz ama artık kitap okumaktan, resim yapmaktan, yogadan ve meditasyondan bıktım, tatil istiyorum, yüzmek istiyorum, koşmak istiyorum ve insan istiyorum. Ve düşünüyorum benim bunca uğraşıma rağmen yemek, pasta ve ev işini katmadım, onlarda baya zaman alıyormuş ve bendeniz baya bu konularda da iyimişim ya valla bilmediğim bir özelliğimi keşfettim, iyi temizlik yapabiliyormuşum. Ve bendeniz bunca işler arasında artık imdat diyorsam gerçekten sokağa çıkmayanlar ne yapsın, evi dört duvardan ibaret olanlar, 65 yaş üstü olanlar. Doğrusu şikayete hakkım yok. Ama hepimizin tatile ihtiyacı var.

Ve bu yazının devamı gelecek. Sizlerle konuşmayı da çok özledim bildiğiniz gibi korona hanım bizi de ayırdı. Artık denk gelirsek konuşuruz zahir. Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle, ayrımsız gayrımsız kalalım sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlardı, George’nin yalnızca çok pahalıya malolacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally: “Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir.” Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti. Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally’nin beklediğini görünce “Evet, ne istiyorsun söyle bakalım” dedi. “Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum” diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally “Kardeşim” dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: “Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum.” Eczacı Sally’e bakarak “Anlayamadım” dedi. “Şeyy, babam ‘Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?” Eczacı Sally’e sevgi ve acımayla baktı bu kez: “Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım” dedi. Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak “Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli” dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally’e dönerek “Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım? diye sordu. “Bilmiyorum” dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: “Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ve ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam ‘Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ deyince ben de paramı alıp buraya geldim.” “Ne kadar paran var?” diye sordu iyi giyimli adam. “Bir dolar ve onbir sent” dedi Sally. “Ve dünyadaki tüm param bu!” “Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para” dedi, iyi giyimli adam. Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally’nin elini tutarak “Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?” diye sordu. “Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum” dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong’du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı. Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne “Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum” dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça malolduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent!…

Günün Şiiri

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

 

Ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,

 

Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

 

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can YÜCEL

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here