İğneyi Başkasına Çuvaldızı Kendine Batırabilmek…

0
10

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? Of, of çektiriyor valla bu bilgisayar yazmaya oturduğumdan beri, Eda’nın bilgisayarı ve klavye bana baya yabancı harflerin yerlerinden tutunda eksik olanlarına ve yazım karakterine kadar her şey değişik. Sanki rüyada yazıyormuşum gibi! Ne nokta ne de virgül bulabiliyorum aramadan. Yazımı düzeltemiyorum bile, dünkü yazıma baktım bir sürü yazım hatası var. Anlam kopukluğu falan, başkalarını eleştirmek kolay tabi ama önemli olan iğneyi başkalarına çuvaldızı da kendine batırabilmektir her zaman çok şükür bunu da kendime yapabiliyorum… Ama aklına eseni gelişi güzel yazanlara da her zamankinden çok kızmaya devam ediyorum.

Ve sevgili okuyucularım inançlar çok nazik konulardır bence, öyle her ortamda sorgulanmaları, bilir bilmez konu edilmeleri, kimseye yarar  sağlamayacağı  gibi bazen terste tepebilir. Kuran-ı Kerim’de ‘kimsenin inancına laf söylemeyin’ der. Sonra onlarda size söylerler. Bu çok doğal ve kolay bir denklem değil mi?

Geçenler de okuduğumuz bir yazı baya hayretler içinde bıraktı hepimizi. Yazar ne söylemek istiyor bir türlü anlayamadık. Söylediklerinin de bir anlamı yoktu  yazı yazmış olmak için yazmıştı ama yazı yazmak sorumluluk işidir ve hakkını vermek gerekir. Sözler öyle gelişi güzel kullanılmamalıdır. Sözlerin taşıdıkları anlamlar bazen amacını aşabilir. Buna çok dikkat etmek gerekir.

Ve bence yazarın kendine biçtiği değerdir yazdıkları. Dağınık yazıyorsa zihnide dağınıktır. Kendimden biliyorum. Ve dikkat diyorum dikkat. Ağzımızdan çıkan sözlerin esiri olmayalım. Hz İsa, ‘Ağzına giren değil çıkan önemlidir’ der. Yine Mevlana ‘incilerini herkesin önünde dökme’ der. Yani söz söylemek bir sanattır.

Sürekli inançların olur olmaz bildik bilmedik konu edilip yazmaya  çalışılmasını çokta masumane olarak nitelendiremiyorum doğrusu. Ve yanlışı yanlışla düzeltmek doru değildir diyerek bu bilgisayarın şiddet ve de hiddetinden  kurtulmak istiyorum. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım hep birlikte her zaman… Yase

& & & & &

Güzel bir hikâye okuyalım en iyisi…

İki Dost

Biri atılgan diğeri ise sessiz ve sakin olan iki dost vardır. Bir gün atılgan olanın işleri bozulur ve en yakın dostundan borç ister. Dostu hiç düşünmeden verir. Sonra Atılgan olan dostuna gelerek evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve ondan ayrılmasını ister. Arkadaşı çok üzülür ama yine de dostunu kıramaz ve nişanlısından da vazgeçer.

Bir gün sokakta yürürken yaşlı bir adamla karşılaşır adamın çok fakir olduğunu ve ilaçlarını alamadığını söyler bizimki yaşlı adama istediği ilaçları alır ve bakar. 3-4 gün sonra haber alır aslında yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını bizim safa bırakır.

O da biraz kırgınlığı olan dostuna karşı, dostunu iş yerinin tam karşısından bir ev alır. Bir gün kapısını yaşlı bir dilenci çalar çok aç olduğunu ve kendisinden yemek istediğini söyler. Bizim saf hiç kıramaz kadını alır ve ona yemek verir.

Kadın der ki bende yalnızım istersen ben bu evin yemeklerini ve işlerini yapayım der. Bizim saf hemen kabul eder teklifi. Bir kaç gün sonra kadın bizimkine söyler ve kendine ait bir kız bulmasını söyler ancak bizim safın böyle tanıdığı yoktur.

Kadının ise böyle bir tanıdığı olduğunu söyler. Görüşmeler sonucu evlenmeye karar verirler. Bizim saf eski dostuna da bir davetiye yollar. Ve ve ve düğün günü gelip çatar nikâhtan sonra bizim saf mikrofonu eline alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya.

Benim çok iyi bir dostum vardı işleri bozulduğunda benden borç istedi tüm paramı verdim. Daha sonra evlenmek üzere olduğum nişanlımı istedi içim kan ağlıya ağlıya ondan da vazgeçtim der ve eski dostu dayanamaz alır eline mikrofonu o da başlar yaşadıklarını anlatmaya.

Bir zamanlar çok iyi bir dostum vardı ondan borç istedim tüm parasını verdi. Sonra evlenmek üzere olduğu nişanlısını istedim çünkü arkadaşım çok saftı o kadın arkadaşıma layık bir kadın değildi.

İşleri bozulduğunda benden iş istedi ama ben iş vermedim çünkü en yakın arkadaşımı kendi himayem altında çalıştıramazdım. Sokakta gördüğü yaşlı adam ise benim babamdı babam ölmek üzereydi onu ben yolladım bütün mirasını arkadaşıma bırakmasını ben söyledim.

Kapısını çalan yaşlı kadın ise benim annemdi ona iyi bakması için onu ben gönderdim. Ve sayın misafirler şu anda evlendiği kişi ise benim kız kardeşimdi onu arkadaşımla evlenmesi için ben ikna ettim.

Ve sayın misafirler BİZ BÖYLE DOSTUZ…

Günün Şiiri

Çoban Yıldızı

Gök menekşe rengindeydi
Altın başaklı tarlalar üzerinde
Doğudaki göklerin altında
Sarı bir buğday hüküm sürmekte
Gecenin karanlığı inerken,
İnce, beyaz ışıklı bir yol
Yalnız sevgililerin yolu…
Hüzün veren nehirler uçuşta.
Belki bir değirmen çarkı dönmekte…
Belki bir şarkı havalarda…
Bir köpek… kanat sesleri…
Bir sevimli düş payı…
Ve bir altın yıldız
Parıldarken çamlar üzerinden
Doldu sessiz ülke
Çekirge çığlıklariyle.
Şimdi gök mavidir
Altın başaklı tarlalar üzerinde…
Hangi güzel kokudur serin geceyi saran
Patikalar boyunca.
Juan Ramon JİMENEZ-Çeviri: Ahmet E. IŞIK

Efendim

Boynuna bir ip at
Kölen diye yollardan gezdir beni

Gözlerini süzüyorsun
Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda
Bir daha yüreğini kaparsan bana
‘Bu yaprağı parampaça yaparım’
Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
Ağız ağıza sin ve cim harfleri
Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi
Bir mektup hikayemiz olacak
Baştan başa notalar bülbül ağızları
Dik kafalı bir baş görüyorlar
Başını eğmiş dalların yaprağında
Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
Dikkatle bak, korku dolu bakışları
O boğulurken gülücükler
Saçılıyor
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
‘Yaşamak’ bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını

Cahit ZARİFOĞLU

Günün Fıkrası

Gümrük

Trabzon’la Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel her gün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel’e: “Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten” demiş.

Temel: “Kum” demiş.

Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzon’da bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.

Gümrük Memuru:”Ula Temel artık emekli oldum sana bir şey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?” demiş.

Temel: “Bisiklet” demiş.

& & & & &

Akıllı İnsan

Bir bilgeye sormuşlar: “’Bir insanın zekasını nereden analarsınız?” “Konuşmasından” diye cevap vermiş. “’Ya hiç konuşmazsa?” demişler; “O kadar akıllı insan yoktur ki…”

Günün Sözü

Yalancının cezası; kimsenin kendine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.
Bernard SHAW

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here