Gün Doğmadan Neler Doğar…

0
34

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Mart ne zaman geldi ne zaman 21 oldu? Korona hanım geldi zaman ve mevsimler uçtu gitti gibi, varsa yoksa korona!

Oysa Ekinoks 21’inde oldu, gün dönümü ve gece ile gündüzün eşitlenmesi, baharın resmen şeref vermesi… Neyse ki yeni gün Nevruz yılda iki kez yineleniyor. Birincisini kaçırdık ikincisini yakalarız inşallah bayan koronayı geldiği yere yolarak…

Ne kadar kötü bir şey mevsimleri kaçırmak, gecenin gündüzün birbirine karışması, güzelin çamura düşmesi, yasemin kokularının egzoz dumanı ile örtülmesi, gelinciklerin mavi başlı kır çiçeklerinin, her şeye rağmen kaldırım otlarının umutsuzca hayata tutunmak için bunlarla mücadele etmesi. İnsanların bunları görecek, düşünecek durumda olmamaları…

Sanki bir karabasan ya da gerçek üstü bir yaşamın içindeyiz. Sankisi fazla gerçekten ama gerçek üstü bir felaket yaşıyor bütün dünya bu yamyam virüs sayesinde! Hiç bir şey bildiğimiz gibi değil. Korku, karanlık, maddi ve manevi yoksullukla neredeyiz, niçiniz, neyiz aç mıyız, tok muyuz, hasta mıyız farkında değiliz. Aklımızda fikrimizde bir tek korona…

Valla birçoğumuz paranoyak olduk bile. İnsan kendisi için korkmuyor, bulaştırabileceği insanları düşünerek dehşete düşüyor. Ve bu önlemlerin hepsi aslında bunun için.

“Gün doğmadan neler doğar” der atasözleri. Umut vermek için zahir? Umut her zaman güzeldir. Umut etmeden yaşanmaz zaten. Ve umut doğru önlemlerle desteklenirse amaç kaçınılmaz olur. Ve biz bunu yapmalıyız. 14 kurala uymak, aşırıya gitmemek, sokağa çıkmamak (65 yaş üstü) zor gibi değil mi? Ama değil. Eğer kendinize yapacak iş çıkarabiliyorsanız. Örneğin okumayı ertelediğiniz kitaplar, oh ne güzel okunur bu zamanda, izlemek istediğiniz filmler de ne güzel izlenir, şöyle sırt üstü güzelce dayanarak koltuğumuza ve bu günlerde temizlikle eş değerde olan pasta börek pişirme yani hiç denemediğimiz tarifleri bile deniyoruz. Valla deterjan kokularına, pasta, börek kokuları karışmaya başladı, okumaktan, film izlemekten öce geliyor bu etkinliğimiz. Bu işin sonunda herkes en azından dört kilo almış olacak valla. Birde şu takviye ilaçları; bağışıklık sistemini güçlendir yok D vitamini yok bilmem yapar, bu durumda hem şişman, hem paranoyak, hem de takviyelerden garip birer yaratığa dönüşeceğiz.

Ve sevgili okuyucularım bahar gelmiş neyleyim gün tün dönmüş bana ne durumlarında isek de güneş her gün doğmaya devam ediyor. Dünya kendi ekseninde dönüyor. Ve bu dönüşe ayak uydurmak zorundayız. Baharı unutmayalım, yasemin kokularını, kaldırım otlarının neşesi, ağaçlarımız topaklanmasını, kitaplarımızı ve umutlarımızı koronaya kurban etmeyelim, hep birlikte ona karşı duralım, durmayanları uyaralım. Ve lütfen çok önemli bu gülümsememizi ve tatlı dilimizi kimseden esirgemeyelim…

Unutmamamız gereken bir şey var. Tercih bizim ama zaman bizim değil. Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım, sahicisinden ayrımsız, gayrımsız… Yase

& & & & &

Hamal

Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar… Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk, bu nedenle taşınacak yüklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu… Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği… Diyordum ki içimden “Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..” Nitekim çok geçmeden dedi ki: “Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!… “Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!..” Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü.

Salarken yükünün ipini “Sen de dinlen hadi” dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında… “Yükünü indirip sen de dinlen”, demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım… Sonra yine durdu. Bana da “dinlenmemi” söyledi yine ama dinlenmedim.

Yarım saat sonra “dinlenelim mi” diye sordu, aksi aksi başımı salladım… Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım… Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;”Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz.”

Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. “Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda… Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait… Halbuki bir yükü “taşımak” bizim işimiz, “altında ezilmek” değil!.. Unutma ki bir yük , taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma… Akşamları bırak ve hafifle… Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler…

Günün Şiiri

Yıldızları Söndürmüş Fırtına

Yıldızları söndürmüş fırtına
Batan bir gemidesin
Senden ne kalacak yarına
Kıyılardan imdat isteyen, sesin
Cemil Meriç

Bugün Yardan Haber Geldi

Bugün Yardan Haber Geldi
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Eğildim Bir Buse Aldım
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Güzel Olanı Severler
Yanağından Gül Dererler
Kulakta Mengiç Küpeler
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Baş Koydum Yarin Dizine
Uykular Girmez Gözüme
Ağ Ellerin Sür Yüzüme
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Şekerden Şerbet Ezerler
İnce Tülbentten Süzerler
Dört Yanım Almış Güzeller
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Pir Sultanım Gel Yanıma
Seni Sarayım Canıma
Dola Kolların Boynuma
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Bilene Danış

Bilirim Bilirim Dersin Bilene Danış
Danışan Dağları(Hey Dost) Aşar Mı Aşar
Danışmadan Yola Çıksa Bir Kişi
Akıbet Yolundan(Hey Dost) Şaşar Mı Şaşar

Cahile Irak Ol Kamile Yakın
Bir Mana Söyleyim(Hey Dost) Darılma Sakın
Hasmın Karıncaysa Merdane Takın
Ummadık Taş Başa (Hey Dost) Düşer Mi Düşer

Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur
Kişi Ettiğini(Hey Dost) Elbette Bulur
Yırtıcı Kuşların Ömrü Tez Olur
Zararsız Akbaba(Hey Dost) Yaşar Mı Yaşar

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez
Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk
Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez
Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk

Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım
El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım
Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım
Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk

Elim Tutmaz Güllerini Dermeye
Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya
Dört Cevabin Mânasını Vermeye
Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk

Pir Sultan’ım Yaratıldım Kul Diye
Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye
Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye
Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk

Günün Sözü

Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.
Platon

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here