Futbol, Futbolcularla Güzeldir (5)

0
27

Değerli okurlarım, futbolun doğumunu, yaşını kimse bilemez. İlk insanlarla yaşdaş olduklarını tahmin ediyorum. İlk insanlar futbolu biliyorlar mıydı? Tabi ki bunu da bilmiyoruz ama ufak taşlara tekme salladıklarını varsayıyoruz.

Dikkat ederseniz, futbol için çok şeyler söylendi ve de çok şeyler söylenecek. Atalarımızın “Tepükleme” dedikleri bu oyuna, basit bir spor diyenler de çoğunluktadır. Buna rağmen bu sporu zorlaştırmaya çalışan o kadar futbolcu bulunuyor ki, tahmin edemezsiniz.

İcra edilen bütün spor dalları kendilerini yenilemek, üstüne koymak ister. Bu yaklaşımları akamete uğradığında da büyük ölçüde stres yaşarlar. Hatalı hareketlerde ve dolayısıyla takımlarına zarar verdiklerinde, pres yerine faullere başvurarak hem kendilerini ve hem de takımlarını zor duruma sokarlar.

Stresli bir oyuncunun sarı kart görmesi onu hem oyundan düşürür ve aynı zamanda kızarmaya da adaydır. Rakip oyuncularla dalaşır, hakemle olumsuz diyaloga girer, yani o futbolcu o maç için pimi çekilmiş bomba gibidir, değiştirmekte fayda vardır.

Stres deyip de geçemeyiz. Bu rahatsızlık anında halledilecek bir mesele değildir. Burada çevre ve arkadaş faktörleri de oldukça önemlidir. Hani sık-sık rastlarız ya. Ters vuruşlarla rakibe gol kazandıranlar, penaltıya neden olanlar, kontrpiyede kalıp gol yiyen kalecileri arkadaşları teselliye çalışır bildiğiniz gibi. Bu nazikane yaklaşımlar stresi buharlaştırmaz ama büyük ölçüde hafifletir. Sporda güven duymak çok önemlidir.

Şeker ve tansiyon hastalarına doktorların tavsiyesi şöyledir; “Bu hastalıklarla ömür boyu beraber olacaksın, yan yana yürüyeceksin ve onu hiç kızdırmayacaksın…” Aynen böyle söylüyorlar bildiğiniz gibi. Tamamıyla doğrudur. Ancak, stres için bu ifadelerin tam tersi söyleniyor. “Stresten olanca gücünüzle kaçacaksınız, ondan uzak olmak en sağlıklısıdır…”

İnsanlar için stres böyle bir illettir ve sporcuları etkisi altında tutan psikolojik bir baskıdır. Sporcu olalım ya da olmayalım bizleri yine ters yönde etkileyen ve hatta oldukça mutsuz eden bir önemli konu daha bulunmaktadır. Kronik Yorgunluk… Bu rahatsızlık durup dururken olmaz, onu adeta davet ederiz.  Hastalık davet edilir mi demeyin sakın. Şayet kiloluysanız ya da tembelseniz kronik yorgunluk mahallenizde kışlar. Sizden hiç ayrılmaz, bir parçanız olur. Üç öğün tıka basa yersen ve televizyonla kanka olursan bu rahatsızlık ömrünü kısaltır. Daha sonra ayağa kalkınca başım dönüyor, kımıldayınca eklem yerlerim ağrıyor, bir yere gitmek istemiyorum, spor yapmayı bile canım istemiyor.

Bu ve buna benzer yakınmaları bizler üretiyoruz, biraz da tembellik hoşumuza gidiyor. Ulu Önder Atatürk’ün vecizesini hatırlayalım… “Bir şeye ihtiyacımız var, çalışkan olmak…”

Bu rahatsızlıkları defetmek yine kendi elimizde! Tembelliği bırakıp hareketli olmak, haftanın belli günlerinde kendimize göre spor yapmak. Yürüyün, terleyin, yorulunca dinlenin. Bu konuda bilgi isteyen çok okurum var. Çok yazmama rağmen yine isteniyor. O konuya müsait zamanda döneceğim.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here