Evde Bencilik

0
9

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah yine şiir var dağarcığımda. Zorunlu olarak çünkü bazı insanların  dayatmalarından  bıkmış vaziyetteyim. Ve şiire sığındım. Bu insanlar canları istediğinde istediklerini yapmakta özgürdür kendilerince, sanki dünyada yalnızca kendileri varmış gibi yaşarlar. Bu insanların bazısı evlerde sürdürürler saltanatlarını. Ev sakinlerini görmezden gelirler. Sanki orada tek başlarına yaşıyormuş gibi davranırlar.  Ortak yaşam mekânları da   kendi tekellerinde sanırlar. Ki sürekli sormadan, izin almadan  türlü değişiklikler yaparlar. Kafalarına göre. Mobilyaların  yeri sürekli değişir örneğin. Hiç sormadan yenileri eklenir bu ekleme yapılırken odanıza bile tecavüz edilir. Kendi odanızda bile her zaman oturduğunuz  koltuğun yeri her an değişebilir dolabınızın yeri de. Eve her girdiğinizde sanki yabancı bir eve girmiş gibi olursunuz. Kimse sormaz değişiklik yaparken, aklına eser “ben yaptım” oldu der. Siz görmezden geldikçe oda kendi bildiğini yapmaya devam eder. Nasıl bir şeydir bu anlamaya çalışırsınız.  Bir sürü neden bulursunuz, huzursuzluk çıkmasın diye evde. Tamda  tamam buna da alışırım dersiniz  yine bir gelirsiniz eve, yine değişmiş her taraf. Lahavle çekersiniz. Yine konuşmak istemezsiniz. Ve sonunda yeter be. Bende varım diye diklenirsiniz.

Ve inanın ki öyle bir tepkiyle karşılaşırsınız ki en az onun kadar güçlü değilseniz zaten ağzınızı açmayın bile. Yani bu  insanlar ne olur kendi egolarını kendi üzerinde gerçekleştirseler? Örneğin kuaföre gitseler normal insanlar gibi, canları sıkılınca. Değişim akıllarına gelince. Saçlarını değiştirsinler, giysilerini,  yeni ayakkabılar alsınlar canım. Yani değişikliği kendi üstlerinde başlarında yapsınlar öyle ev gibi ortak alanlarda değil. Bizim evimiz  hep böyledir. Bazen günde beş kez eşyalar  yer değiştirir. Gürültü olmasa esrarengiz bir şekilde değişiyorlar diyeceğim. İnler cinler değiştiriyor türünden. Ama bir gürültü çıkıyor ki o garip mobilyalardan inim, inim inliyorlar yerleri değişirken gariplerimin hele, hele  babadan kalma koltuğum ve hemen yanındaki çiçeğin yeri değişmiyor mu cinnet geçiresim  geliyor. Zavallı çiçek ağaç olmak üzereyken sürekli yer değiştirdiğinden bücür bir şeycik kaldı. Çok sinirlendiğimde bu çiçekte senden hesap soracak diyorum içimden. Ve ben deniz bunca değişim yaşanırken evde yalnızca kendi kendimi yemekle yetiniyorum  çünkü ne bedenen güçlüyüm o mobilyaları çekip çevirecek  ne de  bana yardım edecek birisi var bu işi yapabilmem için. Kavga edecek yapıda da  değilim. Susmak en büyük silahım ama namlusu hep bana dönök oluyor kardeşim.

Ve neredeyse bir haftadır  ev  sürekli değişiyor. Arkadaşlarım bile yetişemiyor değişikliğe. Ve bu sabah dünden kalmayım. Dün yeni bir eşya alındı eve yine sormadan renk ve ahenk gözetmeden. Sinirlerim tavan yapmadı yalnızca derin bir acı sardı içimi bedenimi. Demek bu kadar yokmuşum aslında. Ve bu durumda bencilliğin en alası duruyordu karşımda. Her şeye eyvallah diyorsunuz yine de huzursuzluk çıkmasın diye ama kardeşim birde nankörlükle suçlanmıyor musunuz? Sanki siz istemişsiniz de onlar büyük fedakârlıklarla bunu yapmışlar gibi.

Oysa kendi bencilliklerin ve “sen  ne bilirsin  ben yaptım olur, sende kimsin?” demenin yorgunluğu bu… Anlamıyorlar.  Katılımcı olsalar, ortak kararlar  alsalar  o zaman  herkes ortak yapardı işleri kimsenin canı yanmazdı.   Kardeşimle böyle yapardık sürekli o bana sorardı ben ona sorarım bir şey alınacak ya da verilecekse ortak karalarla. Ama burada  bu mekanda böyle şeyler sökmez.  Burada yalnız  ben varım sen istersen takla  at seni göremem imkan yok diyorlar. Karar verdim içimdeki beni  ortaya çıkardım. Gezi parkı eylemleri  bana bu ilhamı verdi. Böylece   mantıksızlığa karşı duracağım ya da  çekip gideceğim çünkü artık eskisi gibi yaşamaya devam edemeyeceğimi  biliyorum… Ama  önce  şiir okuyalım biraz.

Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgi ile her zaman hep beraber kalalım diyorum. Okuyucularım arasında bu yazıdaki yapıyorsa ev sakinlerinden biri, lütfen bilsin ki çok huzursuz oluyor diğer sakinleri. Yase

Papatyanın Hikayesi

Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler içinde bir papatya… Aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana… Bir ümit bekliyormuş… Yüzlerce çiçeğin arasından onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin, buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, sadece ona gülsün dudakları…. Kıskanıyormuş bahçıvanı. Kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden, zambaklardan… Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş bembeyaz yapraklarını…

Bir gün aşkı öyle büyümüş ki yapraklarını taşıyamaz olmuş… Eğilivermiş boynu… Toprağa bakıyormuş artık… “Buna da şükür” diyormuş… Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek… Zaman akıp gidiyormuş… Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. “Ne var sanki boynumu kaldırsa, bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş… Ve işte bir gün, bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış, incecik bedenini ellerinin arasına almış, elindeki sopayı köklerinin yanına toprağa sokmuş, bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya…

Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı…. Hala göremiyormuş onu ama bedeni kurtulmuş… Uzun bir müddet sonra bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye… Gelen giden yokmuş. Kahrından ölecekmiş papatya… Ama işte bir sabah hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış… Derin bir oh çekmiş… Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş. Birden kendisine doğru gelen iki ayak görmüş. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş… Başka birisiymiş… Adamın elinde bir de makas varmış… Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru…”Ne güzel açmışsın sen böyle” demiş… Bu gencecik yakışıklı bir delikanlıymış… Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış… “Ama gövden seni taşımıyor” demiş… Elindeki makası papatyanın boynuna uzatmış ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış… Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini… O ak saçlı, aksakallı yaşlı mı yaşlı bahçıvanı… Birde o gencecik yakışıklı delikanlıyı düşünmüş… Ve o an anlamış neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O herşeye rağmen, papatyaya emek vermiş. Ona hiçbir zaman güzel olduğunu, onu sevdiğini söylememiş ama, aslında onu hep sevmiş… Papatya anlamış artık. SEVGİ EMEK İSTERMİŞ…

Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini…. Teşekkür etmiş ona içinden… Son yaprağı da kuruduğunda, Biliyormuş artık… GERÇEK SEVGİNİN, SÖYLEMEDEN, YAŞAMADAN VE ASLA KAVUŞMADAN VAROLABİLECEĞİNİ…

Günün Şiiri

Denizde Ay
İndi solgun ve ılık
Ayışığı denize
Bal rengi bir tatlılık
Çöktü gözlerinize
Baktınız uzun uzun
Bu sulara baktınız,
Sulara ruhunuzun
Tadını bıraktınız.
Bu tatla aydınlanan
Enginlere aktınız.
Halit Fahri Ozansoy

Aşk ile
Baktım ki gökyüzü baştanbaşa bulut
Unut diyor o güzel günleri unut.
Baktım ki deniz her dalgası ile düşman
Kuşlar av peşinde balıklar pusuda
Çok gerilerde kalmış çıktığım liman
Yok görünürde sığınacak bir ada.
Baktım ki o musibet gün gelip çatmış
Yolcusunda tayfasında şafak atmış
Ne yelken kar eder  ne kürek ne istim
Dayandım aşk ile yürüttüm gemiyi
Aşk ile koskoca dağları düz ettim
Avladım sonunda o civan kekliği.
Cahit Sıtkı Tarancı

Dağlar
Başım dağ, saçlarım kardır.
Deli rüzgarım vardır.
Ovalar bana çok dardır.
Benim meskenim dağlardır.
Şehirler bana bir tuzak:
İnsan sohbetleri yasak:
Uzak olun bendenden uzak
Benim meskenim dağlardır.
Kalbime benzer taşları
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları
Benim meskenim dağlardır.
Yarimi ellere verin:
Sevdamı yellere verin.
Yelleri bana gönderin.
Benim meskenim dağlardır.
Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.
Sabahattin Ali

Kır Uykusu
Ne hoştur kırlarda yazın uyumak!
Bulutlar ufukta beyaz bir yumak,
Ağaçlar bir derin hulyaya varmış,
Saçında yepyeni teller ağarmış.
Baş yorgun, yaslanır yeşil otlara,
Göz dalgın, uzanır ta bulutlara.
Öğleyin bu uyku bir aralıktır,
Saf hava bir kanat gibi ılıktır.
O zaman gönülde ne varsa diner,
Yüzlere tülümsü bir buğu iner.
Erirken sıcakta yaz kokuları,
Ne hoştur, ne hoştur kır uykuları!
Ahmet Kutsi TECER

Günün Fıkrası

Adam duştan çıktıktan sonra  üzerine bir şey almadan karısına dönmüş ve “-Bugün hava çok sıcak acaba bahçeye bu şekilde çıksam, sence komşular ne düşünür”

“-Her halde seninle paran için evlendiğimi düşünür.”

&  & & & &

Sarhoş sürücü arkadaşına döndü; “-Sanırım bir kasabaya yaklaşıyoruz.” “-Nereden çıkardın şimdi bunu?” “-Daha çok adam ezmeğe başladıkta…”

Günün Sözü

Gönüller silahla değil, sevgi ve yüksek gönüllülükle yenilirler.
B.SPİNOZO

Kibir bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne uçulur.
H.Bayram VELİ

Konuşmasını öğreninceye kadar susmak güç değildir.
K.MİKSATH

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here