Davranışlar ve Masalımıza Devam…

0
8

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yaz, çiz ve sonra sil. İşte sabahtan beri yaptığım. Kendimle bir barışık bir küs  olduğumdan yazılarımda küs oluyor ve onları siliyorum. Sonra yeniden yazıyorum. Çünkü içinizde bir şey varsa illa çıkacak bir yer arar ne kadar ertelerseniz erteleyin o çıkacak bir zaman bulur. Ve sanırım şimdi erteleme zamanı yine… Yazmayacağım dedim ve yazmıyorum işte. Bakalım ne zamana kadar direncim sürecek?

Bu sabah iyi insan olacağım diye kendime söz verdim. İyi insan ne demek? “kendine yenilmeyen insan” demek bence… Adı lazım değil arkadaşlarımdan  birine çok kırılmışım çok ama çok ve ilişkiyi koparmışım. “Asla yeniden olmaz” diye oysa her zaman asla, asla deme derim kendime  ve herkese. Çünkü asla olamaz dediğiniz şey bir bakmışsınız olur. Ve siz başınızdan büyük bir laf etmiş olursunuz ki bende başımdan değil bedenimden büyük laf etmişim. Ve o arkadaşımı eskisi gibi değil ama en azından konuşturma babında bir hareket yapabilirim diye düşündüm bütün gece. Ve bu sabah kendime “bunu neden yapıyorsun?” diye sordum.

Aldığım yanıt net “çünkü benim yapım bu, kimseye bana davrandığı gibi davranamıyorum.” Yalan yok  davranmak istiyorum hatta daha kötüsünü yapmak istiyorum. “kötüyüm ben kötü” diye diye. Ama olmuyor, yapamıyorum. İçimde güçlü bir başkası var. “Salak mısın” diyor aranızda bir fark var, sen onu yok mu edeceksin ve sonra eline ne geçecek? Mutlu olacak mısın yaptığından?

Hayır… Peki  o zaman kötü olmanın esprisi ne? İyi olmanın peki esprisi var mı? Onu kendine sor, yok mu acaba? Dudağımı büktüm. Allah biliyor ya barışmak istemiyorum ama kötü olmakta istemiyorum. Herkese davrandığım gibi davranabilirim ona da diye düşünüyorum. Böylece kendimi daha az huzursuz hissedebilirim.

Ancak adım gibi eminim ama ben adımdan aslında emin değilim ki herkes bir başka çağırıyor beni gerçek adım hangisiydi ben bile şaşırdım. O hiçbir zaman benim yaptığımı yapmaz bana. Aklına bile gelmez ve aslında bundan hoşnutta olamayacak. İşte farkımız bu? Ve ben bugün bu farkı korumaya karar verdim. Rahat mıyım  bu karardan ötürü? Evet ama tamamen değil. Beni bu kadar kıran, inciten, ezen bir insan aslında hayatımda olsa ne olur olmasa ne olur?

İşte biz zavallı ölümlüler bazen seçme şansına bile sahip değiliz, bize çizilen çizgiden dışarı çıkamayız, uçsuz bucaksız bir labirentte dolaşır dururuz. Ve şimdi bir başka sokağında dolaşmak zorundayım o labirentimin. Bu yüzden şimdi konuya uygun güzel bir yazıyı paylaşalım sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

Çobanla Köpeği Masalı

Dünden Devam

Kız, saray ile yolu, oğlanın nasıl yaptırdığını merak etmiş, sormadan edememiş. A tatlım, karıcığın değil miyim? Söyle, ben de bileyim demiş. Oğlan gülmüş, be hatun, karının fendi erkeği yendi, derler ama haydi söyliyeyim demiş. Yüzüğü gösterip hikayesini anlatmış. Olan olmuş. Vakti saati gelmiş, uyku zamanıdır denmiş. Yatmışlar yatağa, dalmışlar uykuya Ama kız uyumamış, almış yüzüğü, yalamış, dili ile… Gelmiş Araplar, demiş onlara, “götürün beni sevgilime”. Meğer sevgilisi varmış, ona kavuşmak muradıymış. Araplar emredileni yapmışlar, saray ile kızı denizin ortasına götürmüşler, sevgilisini de oraya getirmişler…

Ne var ki yerin kulağı vardır, derler. Sarayın da karşıya, denizin ortasına geçirilişini köpek gömüş, kediyi bulmuş ona durumu anlatmış. Kediye seni denizden karşıya geçireceğim, o kızın evine gideceksin demiş. Sonra da orada bir sıçan tut, gövdesini ye, ama kuyruğunu yeme, o kızın burnuna sok, diye tembih etmiş. Köpek kediyi karşıya geçirmiş, kedi sözünü tutmuş. Sıçanı yakalamış, gövdesini yiyip, kuyruğunu kızın burnuna sokmuş. Kız pışkırmış, biraz da aksırıp öksürmüş. Yüzük ağzından yere düşmüş. Kedi yüzüğü kapıp dörtnala koşmuş, köpeğin yanına gelmiş yüzüğü aldım demiş. Bu sefer köpek zorluk çıkarmış, yüzüğü bana vermezsen, seni karşıya geçirmem demiş. Kedi yüzüğü vermiş, köpek kediyi sırtına alıp denize girmiş. Karşı kıyıya geçmek için yüzmeye koyulmuş.

Aksili olunca olur, bu defa yine öyle olmuş, bir balık köpeğe hücum etmiş. Köpek kendimi koruyayım derken, yüzüğü denize düşürmüş. Balık yüzüğü yutmuş, köpek ile kedi kedere bürünmüş. Keder içinde çıkmışlar kıyıya, başlamışlar sayıklamaya. Başlamışlar bir aşağı, bir yukarı denizin kıyısında dolaşmaya. Derken bir balıkçı sergisi başına dikilmişler, balıkçının balık kestiğini görmüşler. Kedi miyav diye bağırmış, köpek hav hav diye havlamış, balıkçı da bir balığı kesip kedi ile köpeğe atmış, kedi şöyle bir koklamış, gözleri parlamış. Meğer yüzük o balık parçasının içindeymiş. Kedi köpeğe bakmış, dostum arama, gel ben buldum demiş.

Köpek sevinmiş, kedinin yanına gelmiş. Koyulmuşlar yola, koşmuşlar dörtnala. Varmışlar Hindistan’a. Hindistan derler var olan ülke uzakmış, ortalık sıcakmış, güller de açarmış. Oturmuşlar bir söğüt gölgesine, almışlar derin bir nefes. Sonra başlamışlar konuşmaya. Hindistan nere, bizim memleket nere diye. Tekrar kalkmışlar, yola düzülmüşler… Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, altı ayla bir güz gitmişler de gelmişler oğlanın evine.

Bakmışlar ki, ak pülçekli yufka yürekli anacığı başına kara yazmalar bağlamış, kara kara düşünürmüş. Oğlan köşede oturmuş, hüngür hüngür ağlarmış. Kız gitti gideli hiç yemez, dili söylemezmiş. Ana oğluna döner, a benim kara bahtlı yavrum ağlama, başımıza gelen bu haller bir gün düzelir diye söylenirmiş ama oğlan anacığına; ana ana, beni anlasana, ben onun nârına yandım, muradımı almadım, ona yanarım diye dert yanarmış. Bu öylesine bir olaymış ki; Leyla’nın aşkı bile bunun yanında hiç kalırmış.

Bu acıya bütün tabiat da katılmış. Açan güller açmaz, akan pınarlar akmaz, öten kuşlar ötmez olmuş. Esen rüzgârlar da esmez olmuş. Kedi atılmış ileri, hey dertlim, melek yüzlüm ağlama gayrı ananın kara gününü ak yap, gayrı diye seslenmiş. Köpek de köşede oğlan ile anacığını süzermiş. Oğlan başını kaldırmış, ana kaşının altından bakmış. Gördükleri bir kedi ile köpekmiş ama oğlan, “aaa… Siz benim çobanın dayağından kurtardıklarım, burada ne arıyorsunuz” demiş? Karşılık vermemiş “kedi ile köpek, çünkü ağlarmış o anda sevinçten iç çekerek. Çıkarmış kedi yüzüğü uzatmış oğlana. Oğlan şaşırmış. Yüzüğü sevinçle almış. Gülmüş de gülen yanaklarında güller açılmış.

Oğlan yüzüğü yakalamış, çıkagelmiş Araplar… Ferman buyurmuş, denizin ortasında saray tekrar padişahın bahçesinde kurulmuş. Çocuk padişaha gitmiş, kızı şikâyet etmiş. Padişah kızı aramış, sevgilisi ile kendisinin canını öbür dünyaya yolcu etmiş. İkisine de kırk satır vurmuş. Razı olursan büyük kızımı vereyim demiş. Oğlan razı olmuş, düğün dernek kurulmuş. Kırk gün, kırk gece düğün yapmışlar, kırk sofra kaldırıp kırk sofra kondurmuşlar. Kırk davul da çaldırmışlar. Kedi ile köpeği yanlarına almışlar. Ana sevinmiş, oğlan murada emiş. Gökten üç elma düştü, onlar erdi muradına. Biz çıkalım kerevetine…

Günün Şiiri

Lunaparkın Abecesi

Bilirim nasıl yazılacağını.

Mektuplar, notlar, sipariş listeleri,

ninemin asla var olmamış çiftliğinde neşeli gezintilerimi

yazarım okul kompozisyonlarında,

oysa ninem Job gibi yoksulun teki.

Ama açıklanamaz şeyler de yazarım:

Mutlu olmak isterim, solgun.

Ve mutlu değilim, acı içinde.

Üzüncümden alır götürür beni, kekeleyen çanlar,

ağlaşanlar arasında insan:

“Hiçbir şey geri getiremez onu bana.” diyor.

Yaşarım bazı şeylerin birbirine seslendiği yeryüzü yuvarında,

haykırdığımızda daha güçlü

çıkar sesimiz denizi çağıran suların sesinden,

öyle bir yer işte, her ırmak gözyaşı damlacıklarıyla yüklü

İnsanlar acıkır burada. Her biri nefret içinde.

İnsanlar mutludur burada, olağanüstü güzelliklerle kuşatılmış.

Düşün, güvenli bir dönme dolabı

bindiğinde başını döndüren –

ışıklar, müzik, kendinden geçmiş sevgililer.

Ne kadar güzel! Bir yanda oğlanlar,

diğer yanda kızlar – bense, çılgın gibi evlenerek

eşimle küçük yatak odamıza yatmaya giderim

tahta döşemeli kocamış bir evde.

Ölümü düşünmemekten başka yol yok,

ölümsüzlüğü istemek için, olağanüstü güzellikler arasında.

Mutluyum ve acılıyım, yarı yarıya.

“Her şeyi al götür tez elden.” dedi annem,

“git bir dolaş, kendinden hoşnut ol, bir sinemaya git.”

Annem davranışlarının Dedeme benzediğini fark etmeyerek:

“İnsanlara katıl – görmeyi istediğin biri varsa,

bulabilirsin onların arasında.” dedi.

Bağışla sözcükleri, ama yaşamak istemiyorum artık.

Lunaparkta olmak istiyorum şarkıcının sesi

tatlı bir ezgiye dönüştüğünde öğleden sonra.

Şöyle de yazabilirim: öğleden sonra. Sözcüksüz,

olduğu gibi.

Adélia PRADO

ESİN PERİSİ

Geceleyin beklerken gelişini onun
Yaşamım pamuk ipliğine bağlı sanki
Gençlik, şan, özgürlük nedir ki
Karşısında o güzeller güzeli konuğun

Geliyor kavalıyla, kaldırıp peçesini
Ve takılıp kalıyor gözlerine gözlerim
“Sen miydin” diyorum “Cehennem sayfalarını
Yazdıran Dante’ye?” Yanıtlıyor: “Bendim.”
Anna AHMATOVA

Günün Sözü

Önce isimleri sonra yüzleri daha sonra pantolonun fermuarını çekmeyi, en sonunda da fermuarı indirmeyi unutursun…
Leo Rosenburg

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here