Bize Olmaz…

0
6

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Düşünüyorum ve düşünüyorum. Eğer insanlar geçmişten ve yaşadıklarından ve yaşananlardan ders alabilseydi ve kıssalardan hisseler çıkarabilseydi herhalde şimdi dünya bambaşka bir yer olurdu. Ve sürekli tarih tekerrür etmezdi.

Öğüt vermekle, yasak koymakla, çeşitli yaptırımlar uygulamakla da bazı kötü olayların önünün kesilebileceğine asla ve katha inanmıyorum. Yani bunlar etkili olsaydı ve olaylardan gerçekten ders çıkarabilseydik, trafik kazaları olmazdı, kimse kimsenin malına, canına, ırzına tecavüz etmezdi. Savaşlar çıkmazdı. Birçok kez uyarılara örneklere rağmen kimse illa benim söylediğim, seçtiğim, sevdiğim doğru demezdi.

Arkadaşım “bu merdiven basamağı kırık ona dikkat et diye de uyarmayalım mı” diyor. “Gözleri görmüyorsa uyaralım, ama gözleri gören birini neden uyaralım ki? Baktığı halde göremiyorsa düşsün ve kendi kendine bir daha merdivenlerden çıkarken ya da inerken daha dikkatli olacağına söz versin.” Siz istediğiniz kadar düşersin deyin o düşmeden sizi anlamayacaktır. Peki ders alır mı bundan onu da bilmiyoruz? Çünkü bizler düşsek de ” hep bana olmaz” diye düşünürüz.

Ve hep bana olmaz dediklerimiz bir gün olur. Ve biz o zaman geç kalmış oluruz. Ve bedel öderken ne yazık ki o bedeli hiç katkımız olmamasına rağmen hep birlikte öderiz. Yani tabi ki denizkestanelerini unutmuyoruz. Ve tabi ki ders alan, kıssadan hisse çıkaran olacağını düşünerek hareket etmek gerekir. Yoksa peygamberler gelmezdi, iyiyi, doğruyu, güzeli gösteren. Davranışları ile örnek olan. Onlar bilmeyen toplumlara inmişlerdi insanlar hesap günü “bizi uyaracak kimse yoktu” bahanesine sığınmasın diye ve gerçekten peygamberlerin S:S üzerlerine olsun uyarılarını doğru ve gerçekten alabilmiş olsaydık bugün dinler bin bir parçaya bölünmüş olmazdı. Ve günümüzde herkes her şeyi çokk biliyor ya kırık merdiveni de görmesi lazım değil mi?

Denizkestanesi bilmiyor ve kurtarılmayı bekleyebilir ancak çok bilenler kendilerini kurtarmaktan acizken başkalarını kurtarmak için ahkâm keserler. Ve gerçekten bilmek isteyen sorar, düşünür ve araştırır. Ve kırık merdiven için uyarıldığında teşekkür eder.

Bizler hem teşekkür etmeyi bilmeyiz hem de merdivenlerden yuvarlandığımızda ders almayız. Ve tabi tarih böylece tekerrür eder durur.

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım hep birlikte, her zaman ayrımsız, gayrımsız. Yase

& & & & &

Deniz Yıldızının Hikayesi

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları İçin” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla: “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkan Yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der.

Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak Onun İçin Çok Şey Değişti” karşılığını verir.

& & & & &

Acele Karar Vermeyin

Çin düşünürü Lao Tzu’nun öyküsü… Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış… Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler… İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç… Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş… Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu…

Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler… Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.” Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: “Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Lao Tzu

Günün Şiiri

Dostluk

Dostlar ırmak gibidir

Kiminin suyu az, kiminin çok

Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca

Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,

Bulanık bir göl gibi…

Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.

Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı

İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı….

Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;

Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

İnsanlar vardır; derin bir okyanus…

İlk anda ürkütür, korkutur sizi.

Derinliklerinde saklıdır gizi,

Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;

Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu…

Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.

Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!

Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;

Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…

İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.

Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.

Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.

Her biri başka bir karaktere sahip.

Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.

Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı…

İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.

Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.

Dibini görürsünüz her şey meydanda.

Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.

İçi dışı birdir çekinme ondan.

Her sözü içtendir, her davranışı candan…

Can YÜCEL

Günün Fıkrası

Tıraş

Küçük Ata, kapıdan giren konuğa:
– Amca, dedi, senin adın Süleyman mı?
– Evet, yavrum.
– Berber misin?
– Hayır, niye sordun?
– Babam, pencereden görünce “Süleyman yine tıraşa geliyor” dedi de…

Günün Sözü

Sabrı olmayanlar ne kadar fakirdirler.
Shakespeare

Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler.
Winston Churchill

Güç insanı yoldan çıkartır; mutlak güç ise insanı tamamen sapıttırır.
Lord Acton

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here