Ara Yollardaki Çıkmaz Sokaklarda Gizli Hazineler

0
86

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? “Çıkmaz sokaklarda gizli hazineler” bulmuştum ya dün anahtarcı ararken. Bugün sabahtan ordaydım resim çekmek ve biraz söyleşmek için zaman akıp gitti ve yazım geç kalmak üzere, şimdi anlatmaya başlarsam öyküye yetişmeyecek bu yüzden geniş, geniş birkaç  hazine görüntüsü  ile  başlayalım dedim ve kısa bir önsöz ile.

  Ve öykümüz başladı gecenin bir yarısı  evin anahtarını içerde bırakmakla. Uzun uzun uğraştık kapıyı açamadık. Geceyi arkadaşımda geçirdim sabah olsun hayrolsun diyerek. Ve sabah oldu. Gece boyu “bu işte hayır nerde” diye, diye sorarak kendi kendimize. Erkenden arkadaşım bizim kapıyı yapan anahtarcı büyük ihtimalle şu ara sokakta yaşıyor dedi. Gel bir bakalım ondan belki birilerinden bir haber alırız.  Bu arada günlerden Pazar. Nerde kimi buluyorsun telefon numarası yoksa. Ama “biz hadi” dedik “yinede şansımızı deneyelim” ve ara yollara girdik. Ara yolun birde çıkmaz sokağı var. Bizim su ustasının annesi o çıkmazda oturuyor ona sorarsak belki bize yol gösterebilir dedik. Ve daracık sokakta en az yüzyıllık olan tahta bir kapıyı tıkladık. Anı dolu o kapıyı yavaşça tıkladık sanki dokunursak çığlığı basacak, o kadar yaşlı ve kırılgan bir kapı, konuşsa kim bilir neler anlatırdı hatta anlattı bile o an bütün söylediklerini yazdım bir tarafa. Neyse kapı açıldı sanki “açıl susam açıl” demişiz de  önümüze denizler deryalar açılmış gibi bir şey oldu. Geniş, ferah, serin bir ardiyeye girdik. Pırıl, pırıl çiçekler,  yeşillikler falan. Derdimizi anlattık  çocukluğumuzda evimizden ayrılmadığını söyleyen mavi yeşil gözlü hanıma bize ısrarla kahve ikram etmek istedi biz reddetmek zorunda kaldık ama söz aldı en kısa zamanda kahvesini içmeye o serin temiz yeşillikli sofaya geleceğiz.

yase1

Ancak ondan sonra bize  anahtarcının olduğu yere götürdü. İnanılmaz bir şey. Daracık çıkmaz sokağın ondan daha dar ancak bir insanın geçebileceği genişlikte bir sokak daha vardı oraya girdik tedirgin utangaç ve rahatsızlık vermekten çok ama çok korkarak. Sanki gizli mekanlara habersiz girmiş gibi algılıyorduk kendimizi. Sağa doğru kıvrılan diğer çıkmazdan merdivenle başka bir aleme çıkıyorsunuz. Ve bir bakıyorsunuz ki önünüzde kocaman bir  ağaçlık alan ve geniş bir sofa rüzgar püfür püfür esiyor. İnanılır şey değil. Bütün ailem bu sokakta ömrünü geçirdi ama daha hiç birimizin bu ara yollardaki çıkmaz sokaklardan  haberimiz bile yok. İyi ki anahtarı içerde unutmuşum yoksa hiçbir zaman buraları göremeyecektim dedim. Ve anahtarcının adresi o sofanın dört direğinden birine yapıştırılmış işe bakar mısınız? Sanki bir masal yaşıyoruz! Evet gerçekten masal gibi. Telefon numarasını yazıyoruz ve o mis gibi esen geniş sofada oturup kalmak istiyoruz. Cehennemden çıkıp cenneti bulmuş gibi…

Tekrar aynı yollardan iniyoruz aşağı, yine ara sokaktan diğer dar sokağa sapıyoruz… Ve sağ taraftaki  eski evlere bakmadan ilerlerken bakmıyorum çünkü evlere bakmak sanki hırsızlık yapmak gibi geliyor bana… Öteden beri arkadaşım “bak” dedi ne güzel “birde baktım ki olmaz böyle şey.” masal yaşıyoruz dedim ya tam masal oldu bu. Bin bir gece maslarındaki gibi valla. Minnacık bir kapı ve içeri giriyorsunuz sanki sihirli bir alana giriyorsun rengârenk yere basmaktan korkarak ilerliyorum buyurun, buyurun diyor ev sahibi korkmayın içeri geçin. Ayaklarım sanki yere değerse büyü bozulacak parmak uçlarına basarak giriyoruz arkadaşımla. Ve şimdi resimler anlatsın gerisini yarın öyküye devam ederiz.

Günün Şiiri

Adı Kayıp

Deniz yok olursa diyor bir çocuk

Balık kaybolursa

Ne derim benden sonraki çocuklara

İnsanlar kaybolurken göz altılarda

Çöllerde boğulan nehirler

Ey çocuk

Nasıl varır okyanuslara

Adı karanfil ki suçu rengidir

Özgürlük dilinde bir imge

Tutsaklık dilinde bir söylencedir

Karanlıkta bir el koparır dalından

Artık ölüme varmış bir işkencedir

Orman yok olursa diyor bir çocuk

Ağaç kaybolursa

Ne derim benden sonraki çocuklara

İnsanlar kaybolurken gözaltılarda

Dalından koparılan tomurcuk

Ey çocuk

Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara

Adı narçiçeği ki suçu patlamak

Birdenbire güneşe haykırmak

Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak

Karanlıkta bir el koparır dalından

Adı kayıptır artık

Daha meyveye bile durmadan

Aç gözlerini o çığlıklaraı çocuk

Kayıp analarının gözlerine bak

O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu

Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur

Her biri bir depremdir yüreklerde

Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur

Sen ki bir badem dalısın baharda

Yüzünde solgun bir yeşil akşamı

Dalıyor gözlerin bir çağın artıklarına

Kazılardan yeni çıkmış gibisin

Bakışlarında düş fosilleri

Güneşli bir yeşili özler gibisin

İnsanlar kaybedilirken ey çocuk

İnsanlık adına

Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk

Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından

Hangi mavilikler karşılar seni

Kıyılar zincir olmuş bileklerde

Dalgalar yargısız infaz

Al kalemi eline ey çocuk

Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz

Adnan YÜCEL

 

Günün Fıkrası

Ölüm döşeğindeki kadın kocasına sormuş: Bana söz ver ben öldükten sonra elbiselerimi evleneceğin kadına giydirmeyeceksin. Adam da; “Saçmalama birincisi sen haftaya kalmaz iyileşirsin, ikincisi onun boyu seninkinden ufak elbiselerin ona olmaz” demiş.

Günün Sözü

Hayat herkes için acı, çünkü benim boş yere dilediklerime sahip olmuş nice insanlar gördüm, onlar da mesut değil.

HONORE de BALZAC 

İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince.

HONORE de BALZAC

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here