Fiziki ve sosyal doğada her şey bir zaman ve mekan içinde oluşuyordu.. Oluş anından itibaren başlayan değişimler, dönüşümlü sistemlerde başlangıç durumuna hassas bağlılıklarını da koruyarak sürecin belirli bir zamanında görülebilir duruma geliyordu.. Geçmişte, tecrübeler veri olarak değerlendiriliyor ve mekan içindeki oluşumun muhtemel nicel değişim boyutlarıyla birlikte dönüşümündeki nitelliğin görülebilirliği, zamanından önce tahmin edilebiliyordu.. Mesela baharın hemen öncesinde, fiziki doğada birer hafta aralıklarla gözlemlenen sıcaklık yükselişleri.. Yani cemreler!
Bugün 20 şubattı ve birinci cemre havaya düşecekti.. Ve fakat, mevsimdeki resimlerin değişiminin görülebilir olması (soğuğun kolunun kanadının kırılması, dağın taşın ısınması, kurt kuş, börtü böceğin sevinmesi) için, ikinci cemrenin 27 şubatta suya, üçüncüsün de altı martta toprağa düşmesi gerekiyordu.. Şimdilerde ise, gelişen teknoloji marifetiyle toplanan veriler anında değerlendiriliyor ve hem değişim dönüşüm hem de zamanı kesinlik derecesinde biliniyordu..
İnsanlığın sosyal doğasındaki değişim dönüşümleri incelerken, topladığı verileri “başlangıç durumuna hassas bağlılıklarıyla” ilişkilendirip olayları neden sonuç bağlamında açıklayan İbni Haldun, ünlü “Mukaddime’sinde”şöyle diyordu: “Olayları anlatmak yerine düşünmek gerekir. Bu da ancak, tarihsel olaylar yerine tarihsel nedenleri koymakla mümkün olur!” Özetle fiziki veya sosyal olaylarda, verili nedensel bütünü görmek gerekiyordu.. Zira, bütün: parçalar arası dinamik ilişkilerden oluşmuş bir biçim ve bağımsız bir olguydu.. Bu olguyu mekan içerisinde her zaman görmek mümkündü.. Mesela bir dersliğin fiziki doğası onu oluşturan tuğla, duvar, çatı; sınıfın sosyal doğası da öğrenci, öğretmen gibi öğelerin özelliklerinin toplamından daha farklıydı..
2008 yılında, Namık Kemal İlköğretim Okulu’nda 5/C sınıfının öğretmeniydim.. Dersliğimize yeni klima takılmış, fakat bozuk olan eskisi pencereden sökülmemişti.. Bu durum sınıf iklimimizi olumsuz yönde etkiliyordu.. Çünkü bakış alanımızı daraltıyor, görüş hacmimizi gölgeliyor, kavramsal tümlüğünde “estetiksel alan ve etiksel hacim de” bulunan sınıfımızın iklim dengesini bozuyordu..
Klima Grekçe bir sözcüktü ve iklimleme aracı anlamına geliyordu.. İklim; yeryüzünün herhangi bir yerinde, (mekan) hava olaylarının ortaklaşa gerçekleştirdikleri etkilerin uzun yıllar (zaman) ortalamasına dayanan durumu resimliyordu.. İklimleme ise, kapalı mekanlarda gerekli hava akımını gerçekleştirmeye ilişkin işlemler tümlüğüne deniyordu.. Dolayısıyla sınıf iklimi de; bir mekan olan dersliklerde ders işleniş sürecinde, mekanın kendisi de dahil öğretmen ve öğrencilerin ortaklaşa gerçekleştirdikleri eğitim öğretim etkinliklerinin ortalaması anlamına geliyordu..
“Sınıf iklimimizin demokrasi kuşağında” (ki şimdi 8.sınıfta olan ve her ne kadar fiziki ve sosyal doğaları değişmiş olsa da, tartışma kültüründe başlangıç durumuna hassas bağlılıklarını yitirmediklerini umduğum) yüreğimde baharı müjdeleyen birer cemre olan öğrencilerimle konuyu tartışmıştık.. O tartışmada çocuklar özetle şunları demişti:
Pelinsu; “Bozuk klimanın sınıfta işi ne?” Nihal; “Bu konuyu bizden önce okul idaresiyle tartışmalıydınız!” Emre Can; “İyi de, okul idaresi yeni klima takılırken eskisini neden pencerede bırakıyor? Baki; “Kimi bekliyoruz hadi sökelim!” İlayda: “Tamam sökelim de, fakat yerine hemen cam takmak gerek, yoksa üşürüz!” Aslı; “Sınıfımızın havasını, asıl yazı tahtasına kadar sıralar boğuyor!” Şuanur; “Sınıfımız mı kalabalık, dersliğimiz mi küçük?” Barış; ”Ya, şu güya kitaplarımızı koymamız için çakılan dolaplara ne demeli?” Deniz; “Sayfaları dağılarak bozulan kitaplar yerine bilgisayar olmalı!” Pelinsu; “Ben, kitaplara bozuk denilmesine çok bozuldum!” İsmail; “Konu bozuk kitaplar değil, bozulan teknoloji!” Ece; “Eski klima pencereden sökülse de duvardaki yeni klimanın görüntüsüyle sınıfımızın ikliminin düzeleceğini hiç sanmıyorum!” Öykü; “İşlevsiz kalan eski klima, çirkin görüntüsüyle sınıfımızın estetiğini bozuyor!” Gizem; “Bu çirkin dekor sınıfımızın estetik anlayışını köreltiyor!” Rumeysa; “Çirkin görüntüsü yanında üzerimize kötü bir etki yaptığını da söyleyebiliriz!” Sevde; “Katılıyorum, bu nedenle sınıf etiğimize de aykırı!” Şevval; “Eski klima pencereden bize SBS gibi çok kötü bakıyor!” Melisa; “SBS benzetmesi kötü bir örnek oldu!” Ekin; “Kötü örnek, örnek olmaz!” Eray; “SBS’yi kazanmak için birbirimizle yarışmak iyi örnek mi?” Berkan, “Sorun, SBS örneği bozuk klimaların sınıflardan sökülememesi!” Ozan; “Bozuk klimanın penceremizden sökülmemiş olmasının mantığı yok! Mantığın olmadığı yerde etiğin de estetiğin de bir anlamı yok!” Salih; “Aslında her öğretmen ve öğrenci, sınıf iklimini olumlu veya olumsuz yönde etkileyen bir klimadır!”
Dört yıl öncesinde kalan bu hatırayı nakletmemin nedeni, Fatih projesi kapsamında gelecek dört yıl içinde tüm dersliklerin, sınıflarımızın iklimini değiştirecek yeni iklimleme araçlarıyla donatılacak olmasıydı.. Projenin parçasal verilerinden hareketle bu olayı ben; öğrencilerimizin zamanda ve mekanda sosyal doğalarının toprağına düşecek bir eşitlik cemresi olarak değerlendirmekteydim.. Bugün, öğrencilerimizin eğitim sürecinde yaşadıkları olayları oluşturan ve dönüştüren nedenler tümlüğünü, cemreli verilerin nedensel tümlüğüyle birlikte düşünerek, o değerlendirmeme; çocuklarımızın bahar iklimlerinde yeşermesi için bu cemreden önce sınıflarımızın havasına “demokrasi kültürü” ve öğrencilerimizin zihin sularına da “eleştirel düşünme” cemrelerinin düşmesi gerektiği bilgisini ekliyorum..
Selam ve saygılar…