İletişim; iskenderungazetesi@gmail.com
Sayın Tosyalı. Bu kente önemli hizmetleri olan, insanlara iş ve aş veren önde gelen sanayicilerimizdensiniz. Ayrıca sizi ve ailenizi hayırsever kimliğinizle, eğitime önem veren ve Hatay’a, İskenderun’a ilk Fen Lisesi’ni kazandıran bir aile olarak tanıyoruz. Bölgemize kazandırdığınız artılar, bugün artık komşu illere ve ilçelere de hareketlilik kazandırıyor. Osmaniye Organize Sanayi’ne yaptığınız dev yatırımınız, çeşitli ödülleriniz ilçe insanına ve bizlere gurur veriyor. Bu yıl inşallah liman ve tersane yatırım projeniz de başlayacak. Kısaca sizle, ailenizle, kardeşlerinizle, tesislerinizle, pırıl-pırıl beyinlerin yetiştiği şirketinizin adını taşıyan Fen Lisesi ile mutluyuz. Sırtınızdaki ağır sorumlulukla neredeyse günde 16–17 saat çalıştığınızı da biliyoruz. Biliyoruz ama bunca sorumluluğunuz arasında bir sorumluluğunuz daha var. O da yayın kuruluşunu emanet ettiğiniz, köşe ve ekran verdiğiniz personelinizin üslubudur…
Özür Borcu…
Gazeteci elbet eleştirecektir. Zaten gazeteciliğin birinci kuralı eleştiridir ve bu eleştirilerden ne İskenderun Belediyesi, ne onun Basın Birimi ne de aklıselim hiç kimse rahatsız olmaz ve olmamaktadır… Ancak iş, eleştiri sınırından çıkar, resmen hakarete dönüşürse hele-hele belediye gibi bir kamu kurumu, gazete çalışanınızca “Burası Dingonun Ahırı değil” şeklinde tanımlanırsa, bu tanımdan siz Fuat Tosyalı’da dolaylı olarak sorumlu olursunuz… Bizler biliyoruz ki Fuat Tosyalı ve kardeşleri yayın kuruluşunda görev, köşe ve ekran verdiğiniz yazara, “önüne gelene sataş, bulaş ve eleştiri ötesinde hakaret et” demiyorsunuz. Demiyorsunuz ama ortada bir kamu kurumuna hakaret ve yazarınızın “Dingonın Ahırı” tanımı için bir özür borcu varsa, bu tanım eleştiri konusu ve ayıplama olarak 12 Ocak 2010’da kurumunuza ve yazarınıza yönelmişse, yazarınız buna rağmen 13 Ocak 2010 tarihli yazısında, özürden uzak durup, yanlışına devam eder, kamuoyunu ve bir yerde siz Sayın Fuat Tosyalı’yı takmaz tavırlarını sürdürürse, üstüne üstlük gazeteci “Kimseden emir almaz” diye siz işverenini umursamazlığını dile getirirse, Fuat Tosyalı olarak bu gelişmelere, sessiz kalamaz, olup bitenleri kamuoyu gibi dışarıdan izleyemezsiniz…
Takdirlerinize bırakıyoruz
Sayın Fuat Tosyalı, kendinize, kentinize sorumlu olduğunuz kadar kamuoyuna karşı da sorumlusunuz. Çalıştırdığınız personel önce kendine, sonra kamuoyuna ve sizlere karşı saygılı olmak zorundadır. Tosyalı Holding bünyesinde belediyeyi “Dingonın Ahırı” diye tanımlayan bir personeli sadece uzaktan izlerseniz, ona bazı tenkit ve telkinlerde bulunmaz iseniz, köşe verdiğiniz yazarınız dün olduğu gibi bırakın kamuoyundan özür dilemeyi, saygısız ve pervasız üslubuna aynen devam eder…
Fuat Bey, siz de gayet iyi biliyorsunuz ki “Dingonun Ahırı” diye tanımlanan belediyede, bir başkan, onun muavinleri, 31 adet belediye meclis üyesi, 500 kadar kadrolu, 500 kadar da taşeron personel mevcuttur. Hali hazırdaki mevcutların, tanımlanan ahır içinde ne olduklarını sizin yüksek takdirlerinize bırakıyoruz! Bırakıyoruz ki yetki, köşe, ekran ve maaş verdiğiniz köşe yazarınızın vahim ve çirkin üslubunu daha iyi anlayasınız…
Özetle, gazetenizde, televizyonunuzda ve yazarınızın köşesinde her konudaki her tür haklı eleştiriler aynen devam edebilir ama asla hakaretler devam edemez… Lütfen sorumluluğunuzun gerektirdiği her yetkiyi sonuna kadar kullanınız. Bu sizin topluma, İskenderun’a ve kamuoyuna olan sorumluluğunuz ve borcunuzdur. Aksi halde yarın yeni vahim tanımlar, yeni-yeni meydan okumalar ve kurumsal ve kişisel kimliğinize yazılan özür borçları ile giderek yıpranırsınız…
Evet, arşivin ortada!
Köşe yazarı arkadaşımızın dünkü iddialarına gelirsek… İnanın bugün yanıt vermek aklımızın ucunda bile yoktu. Ancak arkadaşımız öyle şeyler yazmış ki yine konuya açıklık getirmek adına yanıt vermek durumunda kaldık. Kamuoyunda büyük yankı bulan 12 Ocak 2010 tarihli yazımız sonrası, oradaki iyi niyetli uyarıları ve çağrıları anlar diye umduğumuz köşe yazarı kardeşimiz Yılmaz Akpınar, dün yine bildik saldırgan üslubunu sürdürmüş, özür dilemeyi aklının ucundan bile geçirmemiştir.
Evet, Yılmaz Akpınar senin arşivin ortada. Bir önceki belediye başkanımız Mete Bey, senle ilgili yazısında, “seçim dönemine gelene kadar benimle alakalı yazdığın yazılar arşivimde mevcuttur, gerekirse bunları tekrardan ortaya çıkarıp, hatırlatırım” demişti. Buna gerek var mı? Yok… Gerek 9 aylık arşivin gerekse de 15 yıllık arşivin hepimizin hafızasında gün gibi duruyor! Hal böyleyken, biz de gazetecilerin mürekkebine yalakalık yüklenmesinden yana değiliz. Bravo Yılmaz kardeş, dün yaptığın bu tespitin çok doğru…
Yanlışa dikkat çektik
Elektronik Kalem, kendini saklayan, gizleyen gölge adam değil. Yazı stilinden onun kim olduğunu zaten pek çok kimse ve kamuoyu biliyor. Ayrıca bu satırların yazarı ne bugün ne dün ne de son 15 yıldır Allah’tan başka kimseden korkmadı… Kimseyi tehdit etmedi bilakis vaktiyle yığınla tehdit aldı… Kalemini hep toplumun öncelikli menfaatleri için kullandı, önemli toplumsal yanlışlara dikkat çekti. Okuduğunuz köşenin yazarı bugün de sadece bunu yapmaktadır. Kendisine köşe ve ekran emanet edilen bir gazeteci eleştiri ötesinde hakarete varan bir üslupla yol almaya çalışıyorsa, işverenini de bu yanlışa dolaylı olarak ortak ediyorsa, bu da bir toplumsal yanlıştır ve köşe yazarımız özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir…
Esasen köşe yazarımızı anlatmaya da gerek yoktur. Kamuoyu kimin, kim ve ne olduğunu zaten bilmektedir. Son olarak bu köşenin sahibi ne dün ne de bugün hiç kimsenin ne yalakalığını ne de tetikçiliğini yapmıştır. Bundan sonra da aynı anlayışı devam edecektir. 12 Ocak 2010 tarihli köşe yazısında da, Gazeteci Akpınar’a, yanlışını anlatmak için sadece kendi yazdıkları tekrarlanarak gösterilmiş ve onların yanıtları verilmiştir…
Fazla söze gerek yok
Geldik yazımızın sonuna. Biz Yılmaz Akpınar’ı, eleştiren ama kurumlara ve kişilere hakaret etmeyen, kendisine verilen köşeyi bir yayın silahı olarak kullanmayan, Fuat Tosyalı beyin köşe emanetini, büyük bir sorumluluk ve özenle kullanan, devletin ve onun kurumlarını dikkatle tanımlayan, Tosyalı Holding’e yakışan saygılı bir üslup kullanan gazeteci Yılmaz Akpınar olarak görmek istiyoruz…
Yeter mi Yılmaz? Bizce yeter… Ne demiştik daha önce? “Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz” Toplumda bizi bilir… O vakit fazla söze gerek yok…