Şehitlik Mezarlığı

0
7

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Birçok bayram böyle geçti, daha sağ olurlarsa da böyle geçecek. Şehitlerimiz; inanışımıza göre onlar yüce bir makamdalar, ancak acısı da o derece yüksek, acılı ve kederli. Analar, babalar kendi şehit oğullarının mezarı başında ama gözleri de hep ufukta ve diğer ana babalar da.

Rüzgârlı bir gün, yağmur ha yağdı ha yağacak, bayrak dalgalanmakta, gözler olabildiğince dolu, dudaklar sarkık, gönül hüzün, kahır ve keder dolu.

Televizyon muhabiri mezar başındaki anaya korkarak, üzülerek yaklaşıyor ve titrek bir sesle soruyor ‘bayram nasıl geçiyor?’ diye… Muhabir titrek sesle soruyor dedim, o da bir bayan, belki ana belki de ileride ana olacak.

Şehit anası önce gözlerinin yaşını silmeye çalışıyor ve başı önünde ‘nasıl geçsin be kızım!’ diyor ‘…o bize gelmedi, biz onun yanına geldik, zaman-zaman düşünüyorum, acaba bize küstü mü, ama benim yavrum küsmez diye de düşünüyorum…’

Muhabir başka bir anaya mikrofonu uzatıyor, ‘neler söylemek istersiniz?’ diye, ana şöyle bir bakıyor ve ‘ne yapalım yavrum, hayatımız hep böyle, unutamıyoruz. Böyle gelip ziyaret ediyoruz. Yavrum yanımda yatıyor. Ah ne diyelim, diyecek bir söz kaldı mı?’

Kameraman tüm şehit mezarlarını gösteriyor, bayraklar dalgalanıyor, yağmur da yavaş-yavaş ıslatmaya başladı, ancak anaların gideceği yok! Bir yanda gökten yağmur, bir yanda gözlerden akan yaşlar… Bunları görün yüreğinizde hissedin ey kardeşler.

Ana derin bir düşünceye dalıyor ve geçmişi hayal ediyor, eşi ile severek evlenmişlerdi. Güzel bir hayat hayal ediyordu… Çocukları olsun, küçük bir evleri olsun, düğünleri güzel geçsin! Oldu, hepsi de oldu.

…Bir gün ana kocasının eve gelmesini bekliyordu, ona çok özel ve güzel bir müjde verecekti. Evin erkeği geldi, kadın koşarak kapıyı açtı ve bağırdı ‘çocuğumuz olacak’ diye… Adam şaşkınlıkla ne yapacağını bilemeden ‘Allah’ım şükürler olsun’ diye avazının çıktığı kadar bağırdı.

Doğum yaklaştı, heyecan doruktaydı ve bir erkek çocuk dünyaya geldi. Adını Umut koydular, artık o ailenin umuduydu. Umut büyüdü, okullara gitti, derken onu nişanlayıp, evlendirdiler. Umut’un bir de çocuğu olmuştu. Daha onu doya-doya sevemeden askere gitti. Mezarın başındaki ana da babaanne olmuştu. Askerlik görevi geldi, Umut’u tören ve dualarla birliğine gönderdiler.

Acemilik bitmiş, usta birliğine de gitmişti. Umut’un anasının yüreğine de bir kor düşmüştü ama ‘Allah büyük, bir gün bugünlerde geçer’ diye dualar ediyordu. Anasını babasını akşamüzeri aradı ‘iyiyim’ diyordu. Ne yazık ki bu son konuşmaydı. Umut sabaha karşı şehit olmuş ve acı haber subaylar tarafından aileye tez ulaştırılmıştı.

Feryatlar ağıtlar yükseldi, mahallesindeki evde sanki yangın çıkmıştı. Acı çok büyüktü, ana-baba çırpınıyordu. Eve ve sokağa şanlı bayrağımız asıldı ve derken ertesi gün şehit eve getirildi. Tabut çok güzel kokuyordu. Belki insanlara öyle geliyordu, belki de güzel bir koku sürmüşlerdi.

Umut’un çocuğu babasız kaldı, hayatı boyunca hiç baba kelimesini kullanamayacak ve baba sevgisini alamayacaktı. -Okurlarım, lütfen empati kurun!-

Umut için kalabalık bağırıyor, ‘Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!’ Bando çalıyordu, artık Umut yoktu. O sesler gitti ve ana mezar başında kaldı. Ana bunları düşünüp-düşünüp mezar taşını okşuyor, çiçekleri seviyor, ağlıyor! ‘…Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime…’ Kan damlamamıştı, adeta akmıştı, yürekler paramparça olmuştu.

Unutmayalım, 40 bin civarında insanımız, genç, yaşlı, çocuk, bebek, bu dünyadan ayrıldılar. Elbette ölüm vardır; Kuran-ı Kerim Ankebut suresi 57. Ayet’e göre… Diyeceğimiz olamaz. Allah böyle buyurmuş ama ateş de düştüğü yeri yakıyor.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine de sabır diliyor, birlik ve beraberliğimizin devamlı olması dileklerimle, sağlıklı günler dilerim. Deprem şehitlerimizi de unutmadık, onların acısı da bir başka… Allah rahmet eylesin.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here